Yok, bugün yataktan ters kalkmadım bugün. Sadece eski bel ağrılarından daha az şiddetli olanı ziyaret etti beni. Yani ağrı nedeniyle aşağıda değineceğim negatif karakterlere değinmiş değilim. Zaten kafamdaydı bu cici arkadaşlar… Yatakta bir süre ağrının hakkından gelmeye çalıştım. Sonra kahvaltımı yaptım. Ve arkadaşların hatırını sormak üzere bilgisayarın başına oturdum.

Bakalım kimlermiş bunlar…

Az biraz mürekkep yalamış kime rastlasan; hayattan, sıkıntılardan, yaşadığı ülkeden şikayetle başlar konuşmaya. Ve de her şeyin değişmesi gerektiğinden dem vurur sonra. Ancak bu insanların bir teki bile, değişime önce kendisinden başlaması gerektiğinden söz etmez. Değişebilmek ciddi bir uğraştır. Emek ister. Arkadaşımız efendi koltuğunda hiçbir şey yapmadan ahkam keserek oturacak, ancak başkaları değişim için uğraşacak. Ve o da bu değişim sırasında yapılması muhtemel hataları eleştirerek keyfine bakacak! Ne konfor ama…

Hayatı, yaşananları ve insanları anlamak için bizi ileriye taşıyacak ciddi ve etkili sorular sormak gerekir, değil mi? Elbette. Amma velakin bu iş bu topraklarda tek taraflı yapılır genellikle. Can alıcı ve eleştirel dozu yüksek sorular hep başkalarına sorulur! Soruyu soran, sıranın kendisine gelmesine asla izin vermez. Ve böylece o yerinde sayarken bile her şeyi bilerek ilerler! Siz ise; gelmişiniz, geçmişiniz, şimdiki zamanınız ve geleceğinizle soru bombardımanı altında feleğinizi şaşırırsınız. Ve de kendine soru sormayan haklı, temiz, hatasız bir kul olarak devam eder hayatına…

Sosyal ilişkileri güçlü, sahtekar ve hak yiyenlere karşı acımasız bir ablam anlatmıştı… Yıllar önce karısını epeyce hırpalamış bir öküzün kadın hakları panelinde bir konuşma yapacağı haberini alır almaz orada biter abla! Ve bu kadın hakları savunucusu çok “çağdaş” arkadaşı itin gerisine sokup çıkarır panelde… Adam iner kürsüden, ancak yakalanmanın sıkıntısı dışında pişmanlık filan emareleri de yokmuş tavırlarında. Gel de bizim Temel efendiyi hatırlama şimdi. Böyle durumlarda şöyle der:

“Ula haçan habu b.ki yedun, bari afkurma (havlama) arkasından. Sus ve otur oturduğun yerde…”

Bu aralar hastanede ağır bir tedavi sürecinden geçen bir hergele tanıdıkla bir süre konuştuk. Eski bir demci olarak biraz nasihat ettim kendilerine. Fakiri neresiyle dinledi emin değilim ama. Yüz ifadesinden hiçbir değişiklik olmadı o yarım saat boyunca zira. Sohbetin bir yerinde, “Çok da sıkıntı etmiyorum bu işi,” dedi, “eski eşim bakar bana. Zaten yakın oturuyoruz. Ne de olsa ortak bir de ürünümüz var…”

“Dur bir dakika usta,” dedim, “hani şu aklına estiğinde hakaret ettiğin, hırpaladığın, yoksul bıraktığın, yatağına bir gece olsun ayık girmediğin eski karın mı bakacak sana?”

“Evet,” dedi rahat bir tavırla, “ona güveniyorum…”

Allahtan yanımda şapkam yoktu. Çıkarmakla yetinmez, yiyebilirdim şapkayı…