Çoğu erkek gibi ben de bedenime iyi davranmadım. Hastane ve doktorlardan kaçtım. Ve de sert bir hayatın ardından altmışlı yaşların ortalarına kadar attım kendimi…

Vaziyet tuhaftı… İki yıldır içki yoktu. Ya beden buna ve yaşına alışmaya çalışıyor, ya ihtiyarlıyordum ya da önceleri pek ortalarda görünmeyen ağrı, sızı, sıkıntı, kulak çınlaması gibi arızaların tam ortaya çıkma zamanıydı. “Git usta bir yiğitlik yap ve tam kan sayımı rica et doktordan. Başka tahliller de yaptır. Tam olarak bil bakalım ne durumdasın,” dedim içimden. Ve bir sabah vakti epeyce de tedirgin bir halde düştük doktor yoluna…


Aile sağlığı merkezinde sekiz on kişi vardı sırada. Ve de tansiyon ilaçlarıyla beden ve ruh hallerine bakacaktık artık… Benim yaşlarda iyi giyimli, saçları acayip yapılı son derece zarif bir hanımefendi ilişti yanıma. Saygılı bir ses tonuyla o saatte orada sorulacak en son, hatta asla akla gelmeyecek soruyu sordu,
gözlerimin içine bakarak:

“Beyefendi özür dilerim, siz polis misiniz?”

“Hayır, hanımefendi,” dedim, “ancak polislik bir iş varsa, bir centilmen olarak emrinizdeyim.”


Hay Allah ilk kez polise benzetiliyordum. Hastanede sabah saat 08.15 sıralarında… Vardır bu işte bir hikmet derken içimden, makineli tüfek gibi atışa başladı hanımefendi:

“En küçük bir laf edeni tutup içeri atıyorlar beyefendi. Konuşmaya korkuyorum…”

Tuhaf tuhaf baktım kadına ne laf edeceksin ki bu saatte, burada gibilerinden…

Devam etti: “Memleket tımarhaneye döndü. Adam bu ilin yarısını Kürt ve Araplarla doldurun diye emir verdi. Memleketi ne hale getirdi bunlar. Vah zavallı yalnız güzel ülkem… (Bu arada çok da tanıdık geldi bu son cümleler…) Biz biliyoruz. Adam dediği Reis idi tabii ki…

Yine baktım yüzüne bir süre.
“İyi de siz kimsiniz hanımefendi,” dedim.
Devam etti: “Yörük kızıyım ben! Türk oğlu Türküm... Hem de devlet memuru emeklisiyim memur bey, ah pardon beyefendi. Siz nereliydiniz?” “Sanırım ben daha eski ve keskin bir Türk oğlu Türküm, Çepniyim ben hanımefendi,” dedim.
“Hayır, ben daha Türküm,” dediği sırada hemşire seslendi ve kalkıp gitti doktorunun yanına… Soluklandım önce… Doktorun yanına girdim sonra. Doktorla konuştum. Tansiyon ilaçlarını raporlamak için zaten kan sayımı ve daha başka tahliller istiyormuş. Ertesi sabah kanı verdim ve iki gün sonra tahlillerin analizi için doktorun karşısındaydım yine.

Doktor kırklı yaşlara yakın güler yüzlü biriydi. “Hiç bir kritik, temel değerinizde sorun yok. Yaşınıza göre süper. Kalsiyumdan, demire, çinkodan magnezyuma, bilumum mineraller gayet iyi. Sadece tansiyon derdiniz var, onu da biraz dikkat ve ilaçlarla çözeriz,” dedi.

“Desenize Lazın dediği gibi beton gibiyim doktor,” dedim. Gülüştük bir süre ve çıktım açık havaya.
Hava nefisti. Ve Tanrı muhtemelen genetik dostumuzu kullanarak bir
kez daha kıyağını yapmıştı bu fakire… İçten bir teşekkür gönderdim ona...