Eski zaman arkadaşlarından biri olmalı dedim içimden telefona doğru hamle ederken. Zira gecenin saat ikisinde ancak onlar arardı.
Sesinden tanıdım hergeleyi, aradan uzun zaman geçmesine karşın.
“Ne yapıyorsun ulan, gece kuşu,” dedi.
Hep böyle hitap ettiği için dert etmedim. Hem haklıydı da…
“Yahu” dedim, “senin çıkarın olmazsa harekete geçmezdin. Bana yardım etmek için aramadın ya! Umarım hala deli değilsin. Neyse, dökül…”
“Hayır be birader,” dedi yorgun bir ses tonuyla, “aksine akıllandım diyelim…”
“İyi de daha ne istersin,” dedim, “insanlar akıllanmak için servetlerini yatırıyor akıl doktorlarına. Sen kendi kendine akıllandın. Umarım.”
“Ruh doktorlarından da yardım aldım bir süre,” dedi.
“Ve gecenin bu yarısında onlara sorman ya da danışman gereken bir meseleyi bana mı anlatacaksın şimdi,” dedim.
“Onlarla konuşamam,” dedi.
“Bak bu tuhaf,” dedim, “iyi de bu saatte, kendi hayatıyla kumar oynamış benim gibi biriyle mi konuşacaksın, anladığım kadarıyla pek derin bir meseleyi?”
“Yıllar sonra akıllandım, artık normal biri oldum. Ve kendimden hiç memnun değilim hoca,” dedi, “doktora böyle desem kovar beni be…”
Bir an için öylece kaldım. Akıllanmış ve kendinden memnun değil bu eski arkadaş. Umarım başı belada değildir dedim içimden.
“Neden,” dedim.
“Yahu,” diye başladı, kararlı ve sert bir ses tonuyla, “ulan eskiden kırk hareket çeker, oturup ardından bir kez düşünürdüm sonuçlarını. Tam bir eylem adamıydım, biliyorsun. Ardımda iyi ya da kötü bir yığın icraat bıraktım. Harekete geçmekte tereddüt etmezdim. Birkaç yıldan beri kırk kez düşünsem bile bir kez olsun harekete geçemiyorum. Kırk bin tane parametreyi oluru, olmazı, günahı, sevabı, ıcığı, cıcığı hesaplamakla geçiyor günlerim. Miskinin teki olup çıktım. Ve daha yaşım 60 be üstad… Tamam akıllandım. Uslandım. Mantıklıyım. İnce düşünüyorum. Artık ‘zararlı’ değilim. Amma velakin hayatımın neşesini gitti be dostum…”
Evet, eskiden neşe veren haller gitmiştir muhtemelen diye geçirdim içimden ve yenilerini bulmakta da sıkıntı yaşıyor bu deli. Ve kısmen de haklı… Ancak bir şeyler de demek gerek gerek. Bu saatte aradı adam…
“Sen zekanın kurbanısın dostum,” dedim, “eskiden onu baskılayacak araçların vardı elinde. Deli doluluk, acelecilik, eylemsellik, hesapsızlık, düşüncesizlik, pervasızlık… Yani zekanın esiri değildin. Akıllanınca bunlar devreden çıktı. Ve saf zekanla baş başa kaldın. O hıyar da her şeyi kılı kırk yarar. Düşünür, taşınır, eğriye koyar, doğruya koyar. Olası olumsuz sonuçları tam bir kesinlikle hesaplamaya girişir. Vicdan, adalet, merhamet de devreye girer tabii ki… Ve insanda adım atacak hal bırakmaz. Bence senin dert bu…”
Bir süre sustuktan sonra, “Düşünmeye değer usta,” dedi ve kapattı telefonu…
“Eskiden de teşekkürü bilmezdin hergele,” diye mırıldandım…