Bir dostumla kahve içip sohbet ederken bir Akdeniz akşamında, yüzüme bir süre dikkatle bakarak, “Bir zamanlar bir yazar olarak hıyara ve soğana saygı duyacağını yazmıştın, hala saygıya devam mı,” dedi.
“Elbette,” dedim, “saygı temel bir duygudur karşı taraf yamuk yapana kadar devam etmeli, ancak nereden çıktı bu şimdi?”
“Ne bileyim,” dedi kahvesini yudumladıktan sonra, “keyif almış ve epey de gülmüştüm okuyunca o zamanlar. Şimdi de durduk yerde aklıma geldi işte…”
“Eyvallah kardeşim,” dedim, “hayat durmuyor olduğu yerde ve ben de listeye bir şey daha ekledim geçenlerde. Yaş… İnsan yaşına da saygı duymalı.”
“İnsan yaşıyla kavga etmemeli elbette. Onu dikkate almalı sanırım. Ama çok zor,” dedi.
“Evet, kavga etmemeli birader,” dedim, “ancak normal insanlar için öyle. İnsanların büyük çoğunluğu kafayı kırmış durumda. Yaşıyla, hayatla kendisiyle, gölgesiyle, yaşadığı ve yaşamadıklarıyla velhasıl aklına gelebilecek her şeyle kavga halinde ezici çoğunluk. Memnun olan çok az. Her şey çabucak gelip geçti diyen mi ararsın, bu hayattan hiçbir şey anlamadım diyen mi, kimi ararsan var… Bir de söyleyene bakıyorsun, yahu usta diyesi geliyor insanın içinden, sanki sana beş ayrı hayat verseler içlerini doldurarak adam gibi yaşayacak donanımın var da. Geç usta. Bu kafayla verilecek her hayatın içine edeceksin. O kadar belli ki bu…”
“Sana hak veriyorum dostum,” dedi, “ama şu yaşa saygı işi biraz konuşmaya değer. Benim de yaşımla sanırım başım dertte… Ne ara bu yaşlara geldim ben diye hayıflanıp duruyorum. Sıkça yüzümdeki çizgileri kontrol ediyorum. İzlere yakından bakıyorum. Sonra moralim bozuluyor, geçip gömülüyorum koltuğa ve abuk düşüncelere dalıp gidiyorum…”
“Umarım her şey yoluna girer. İnsanlar hayatlarından memnun değil. Benim bile çok memnuniyetsizliğim var. Oysa onca değerli ve güzel şeyler de yaşadım, sıkıntıların yanında. Dolu dolu gelip geçen yıllarım oldu. Çoğu insanın daha ne istersin ki dediği bir hayat… Ama insanız işte. Hepimiz sıradanız. Her an hata yapabiliyoruz. Ben de öyleyim,” dedim.
“Peki,” dedi, “saygı niye? Neden saygı duyuyorsun, şu altmışları geçen yaşına?”
Yüzündeki derin çizgilere baktım bir süre dostumun.
“Üç temel nedeni var,” dedim ve devam ettim:
“Bir… Hayat, tanrının verdiği en büyük armağandır bizlere. Ve kendini yıllarla ifade eder. Ve bu durumda da bu yaşlara geliyorsun işte…
İki… Yaşadığım onca keyfi bu yıllar verdi bana. Ve küçük izler de bırakacaktı elbette. Yaş ve şu çizgiler, tortular gibi.
Üç… Şayet gerçek kendimle zamanında karşılaşsaydım eğer, başardıklarımın en az 5 katına ulaşabilirdim. Ve bunu da şu geçen yıllar sağlayacaktı. İşte bu nedenlerle yaşımla ve onun getirdiği her ne ise barıştım ve saygı duyuyorum. Ve birlikte birbirimize saygılı davranarak yaşayıp gideceğiz, daha ne kadar kalmışsa artık. Sen de böyle yap. İyi gelir…”
Bir şey diyecekmiş gibi oldu, sonra sadece gülümsemekle yetindi…