“Hocam, beni kimse anlamıyor, sanırım bu gidişle de anlamayacak…”
Eskiden de sık karşılaşırdım bu yakınmayla. Ve dilimin döndüğü aklımın yettiğince yakınmanın sahibine, bizim solcuların deyimiyle “meseleyi kavratmak” için uğraş verirdim. Makale yazmaya ara verip kendimden dahi epey uzaklara kaçma savrulma arası bir şeyler yaşadığım yıllarda azaldı bu yakınmalar. Doğal olarak… Ancak tümüyle kaçamıyorsun. İnsanın adı çıkıyor bir kere. İnsanlar seni bir yere konumlandırıyor. Ve sen ne yaparsan yap, oradan kaçamıyorsun. O bakış değişmiyor. Sen dert babası gibi bir şeysin! Ve de 25 yıl evvel ne isen şimdi de osun sanki. Yani yedisinde ne isen yetmişinde de osun birader. İnsan değişmez… Deme yahu! Peki, insanın neleri değişmez? Yıllara ve daha çokça şeye meydan okuyabilen o değişmezler nelerdir? Kafa yordun mu bu işe? Tavanlara baktığına göre, muhtemelen hayır. Bir ezberi tekrarlıyorsun. Hay Allah, konudan uzaklaşıyoruz. Dur burada usta.
Bu başka bir yazının konusu…
Şimdi gelelim başlıktaki işe…
Seni kimsenin anlamadığından yakınıp durmak yerine bazı şeyleri önce senin anlaman gerek diye düşünürüm yıllardan beri…
Gelin şimdi birkaç soru soralım…
Bir… Biz kendimizi ne kadar anlayabiliyoruz. Bu çok önemli… Başkalarına saldırmadan önce kendimize tarafsız bir gözle bakmayı gerektirir. Kendimizden genellikle kaçtığımız için bunu pek yapmayız.
Ve kolay ve de zahmetsiz olduğu için başkalarını suçlamayı seçeriz.
İki… Kimin ya da kimlerin bizi anlamasını bekleriz. Bizim için önemli olanların değil mi? Elbette. Peki, bu insanlar bizim için gerçekten önemli mi? Bunu analiz ettik mi? Ya da ne kadar önemliler?
Üç… Bizi hayatın hangi alanlarında anlamalarını bekliyoruz?
Dört… Hayatımızı doğru bir yerde mi konumlandırdık acaba? Sakın bize tümüyle yabancı ve bizli asla ve kata anlamayacak insanların arasında olmayalım…
Beş… Bu insanların bizi anlayacak olması bizim için neden bu kadar önemli, bunu düşündük mü?
Altı… Bizi anlamasını beklediğimiz insanlarda empati, merhamet, narsizm, hödüklük, sosyopatlık, cimrilik, bencillik, sorumsuzluk, ne kadar işin içinde?
Yedi… Bizi anlamasını beklediklerimiz, isteseler bile bunu yapabilecek durumda mı peki?
Sekiz… Diyelim ki, anlamadılar bizi. Bir planımız var mı, yakınıp durmaktan başka?
Listemiz, Şehrazat’ın kelleyi kurtarmak için Pers kralı Şehriyar’a anlattığı bitip tükenmek bilmeyen masallar gibi uzar gider istersek. Bu kadarı yeterli… Burada keselim.
Onun için önce kendimiz bir netleşelim. Kendimizle bir anlaşalım bakalım…
Ve sonra da bizi herkesin değil, “makul insanların” anlamasını bekleyelim ve umalım. Kafayı kırmış, elli bin tane dertle boğuşan, sağlıksız insanlardan ise umudumuzu keselim. Bu çok daha sağlıklıdır…
Ben artık böyle yapıyorum yıllardan beri. Kafam net. Ve şiddetle tavsiye ederim efendim…
Kimse anlamıyorsa seni, aman dikkat!
Halim Bahadır
Yorumlar