Bir zamanlar bir teorim vardı. Hani bir şey ortaya atarsın, doğrudur ya da yanlıştır, ayağı yere basıyor ya da basmıyordur. Çok da düşünmezsin bunu ilk zamanlar. Ancak teorinin hayatta bir şekilde karşılığı olduğunu da hissedersin. Ve zaman geçtikçe çoğu testi geçer…
İyi ve olabildiği kadarıyla mutlu, keyifli, huzurlu bir hayat yaşamaya yardımcı olabilecek dört ayaklı bir teori bu…
Bir… Kendini iyi tanı. Sen gerçekte kimsin? Bunu iyi öğren ve seni bu hayatta neyin mutlu edebileceğini bul…
İki… Keyif almak için nasıl bir hayat yaşaman gerektiğine karar ver.
Üç… Bu hayatı ne kadar para finanse edebilir ortalama olarak. Yani ortalama ne kadar kazanmalısın ayda ya da yılda usta? Hesabını kitabını yaptın mı? Güzel…
Dört… Kararlı bir şekilde bu işin peşine düş. Önceliğini buna ver. Geri kalanları kaldırıp atma elbette. Sadece amacına ulaşana kadar ikinci planda tut onları.
Yapılması gerekenler bunlar demiştim o zamanlar ve teorinin hala da arkasında duruyorum.
Zira keyifli, huzurlu, doğayla ve kendi doğamızla kavga etmeden, itten kopuktan uzak bir hayat kuramazsak ne kendimize ne de bir başkasına faydamız olur. O başkaları yakınlarımız bile olsa…
Hayat yalındır. Yapılacaklar da bellidir aşağı yukarı. Ancak kafa karışıklığımız nedeniyle onu karmakarışık ve içinden çıkılmaz hale getiren bizleriz…
Yaşadığım zorlu yıllar bana çok sert, acımasız, baş edilmesi zor bir şey daha öğretti dostlar. İnsan denen canlı doğanın en sıra dışı, en tuhaf varlığıdır.
Hayvanlarla benzer bir beden ve çok sayıda ortak özellik paylaşır. DNA, kaş, göz, sinirler, sindirim sistemi, kap, kan, işitme işi, deri, post, kafa, beyin gibi daha onlarcası…
Ancak bilimin şu ana kadar elde ettiği verilerden vardığı sonuca göre, kendisinin varlığının farkında olan tek canlı türü insan!
Ve bu da onu dehşet bir yere götürüyor:
Bir gün kaçınılmaz sonun çıkıp geleceğini, öleceğini bilmek…
Ve sanırım her şey bunu bilmenin sınırları içinde olup bitiyor.
Üç şey yapmaya çalışıyor insan bu dehşet karşısında. Ya “ölümsüz” olmak ya da kalabilmek için yırtınırken sapıtıyor, para ve güç hırsına kapılarak ahlaksız, korkunç bir yaratık haline gelerek zalimlikte sınır tanımıyor. Milyar dolarlara yenilerini eklemek, sınırsız bir güç elde ederek haşa tanrıyı oynamak istiyor. Ya da iyiliğe yöneliyor. Üçüncü olarak da bir kenara çekilerek olabildiğince pek de kurcalamadan sakin, namuslu, sıradan bir hayat yaşayıp bitiriyor bu dünyadaki misafirliğini.
Diyeceksiniz ki bu namüsait koşullarda senin teoriye yer yok gibi usta.
Kısmen haklı olabilirsiniz, evet. İşim zor. Ancak bir yol daha vardır derim yine de.
Ve o yol da benim teoriye çıkıyor…
Ve hala işe yarar diye düşünüyorum…
İyi haftalar efendim…
İnsan, hırs, para ve kısacık ömür…
Halim Bahadır
Yorumlar