Yıl 2009, İzmir’in turizmiyle ön plana çıkmaya başlayan ilçesi Seferihisar, ‘Sakin Şehir’ (Cittaslow) unvanını alan Türkiye’nin ilk sakin şehri oldu. Tabii ki insanlar ne anlama geldiğini ilk zamanlar anlayamadı. Peki ‘Sakin Şehir’ nasıl olunuyor? Önce bunları bir maddeleyelim. Bir şehrin Cittaslow unvanını alması için nüfusunun 50 binden az olması gerek. Zorunlu kriterler arasında çevre politikaları, bisiklet yolları, engelsiz yaşam alanları, sürdürülebilir ulaşım, güvenlik, sağlık hizmetleri, yeşil alanlar, yerel tohumların, geleneksel zanaatların ve yerel üreticilerin desteklenmesi, esnafın ve halkın ziyaretçilere yaklaşımı, okullarda sürdürülebilirlik eğitimi ve dezavantajlı grupların topluma entegrasyonu yer alıyor. Haaaa şimdi burada bir dur diyelim. Çünkü Seferihisar ilk zamanlarında olduğu gibi ya da reklamının yapıldığı gibi değil ne yazık ki. Durum vahimin biraz üstü, kötü dersek pek te abartmış sayılmayız. Şimdi gelelim Seferihisar’ın ‘Sakin Şehir’ kriterlerinin kaçını taşıdığına. Nüfusu 63 bini buldu, bisiklet yollarını bırakın kaldırımlarda yürümek dahi çok zor, engelsiz yaşam alanları bir standarta bağlı ve şehrin geneline yayılmış bir gelişim yok, güvenlik deseniz hak getire kimse kusura bakmasın, son birkaç yılda işlenen cinayetler, uyuşturucunun kol gezmesi, motosikletlilerin yarattığı tehlike ve denetimsizlik, sözlü tacizler güvenliğin de çok tartışılır olduğunu gözler önüne seriyor. Geleneksel zanaatlar yok zaten, hediyelik ticari malları saymamak lazım, yerel üretici festival harici ne kadar destekleniyor o ayrı konu. En can alıcı noktası ise esnafın ve halkın ziyaretçilere davranışı. Av olarak görülen ziyaretçilere davranış, klasik tatil kasabası esnaflığının tam bir örneği sınıfta üst üste kalır ne yazık ki. Seferihisar’da ‘Sakin Şehir’ zorunlu kriterlerinden pek te bir şey kalmadığı aşikar. Kriterlerde olmayan ancak hiçbir şehirde olmaması gerekenlerden de bahsetmek isterim. Bir kere bitmek bilmeyen inşaatlar. Yaz kış, kamyon, hafriyat kirliliği, Sığacık’taki kale içi ve çevresindeki yüksek sesli müzik, tükenmeyen tozu ve çamuru, pazar kurulduğu günlerde trafiğin sürekli tıkanması ve ortada hiç trafik polisinin görülmemesi, sokakların çer çöp içinde olması. Ben yazarken utanıyorum ancak yetkililer bunları ne kadar görüyor emin değilim. Görüyorlardır ancak umurlarında olmadığı kanaatindeyim. Yaz aylarında her plajın işgal edilmesi, belediye bile şezlong ve şemsiyelerle plajları paramatiğe çevirme hırsıyla yanıp tutuşurken, yıllardır süregelen yozlaşma devam ediyor. Kısacası goy goy yapmayı bir kenara bırakıp, gerçekleri söylemek asıl görevimiz. Seferihisar uzun süredir başıboş bir turizm merkezi, ancak çekilen dizilerdeki gibi bir şirinliği de artık barındırmıyor. Anlayacağınız ‘O Sakin Şehirden Eser Yok Şimdi’