Yaklaşık 25 yıl önce Posta gazetesinde yazarken yolum zararlı müskiratı mideye indirmek için sıkça meyhanelere de düşerdi. Ve okurlar her yerde çıkardı karşıma. Bulurlardı beni, meyhanenin kuytularında bile. Ancak bu gelen kadın okur değil, bir dostun akrabasıydı.

Garsona sordu ve masama yöneldi. Ayağa kalkıp buyur ettim. Zira yer meyhane bile olsa zarafet, saygı, şarttır efendim. 25 yaşlarında…

Bir bira söyledik kendilerine. Alkol pek almazmış, “Ancak eşlik edebilirim size,” dedi. İyi bir üniversitenin İngilizce bölümünü bitirmiş. Ailesinin sosyal ve ekonomik durumu iyiymiş.

“Meyhanede vakit boldur hanımefendi,” dedim “ve bizler de onu öldürmek için buradayız… Rahatınıza bakın.”

Yazarlık yapmak ve hayatını o yazarak kazanmak istiyormuş. Ve de bu konuda fikrimi almak istiyormuş. Üç beş dakika kadar anlattı kendini. Yazanları desteliyordum. Ancak karşımda zor bir vaka vardı.

Bitirdi ve beni beklemeye koyuldu.

“Birkaç önemli sıkıntı var bu alanda,” dedim, “sandığın gibi yazarak hayatını kazanamazsın. Çok zordur. Ernest Hemingway’e göre bir yığın şart bir araya toplansa bile bir yazarın kitaplarından para kazanma olasılığı en fazla yüzde 5. Ki, o dünya çapında bir yazar…

Sen sıfırdan başlayacaksın. Türkiye’de tabiri caizse bir edebiyat klanı vardır. Bir anlamda kapalı devre çalışırlar. Sen, ben, bizim oğlan usulü iş yaparlar. Yani zaten çok küçük olan edebiyat pastasından kendileri dışında kimselerin dilim olmasına zinhar izin vermezler. Yani senin yazacağının mükemmel olmasının hiçbir anlamı yoktur! O kasta aitsen para kazanırsın. Tam bir kurtlar sofrasıdır orası.

Yazarlık getirisi çoğu zaman olmayan, son derece çileli bir iştir. Adanmışlık gerek ve de karşılığında hiçbir halt beklememek!

Bunun yanında yazarların ezici çoğunluğu taşkın, kafayı kırmış tiplerdir. Aile kurmakta zorlanırlar. İyidirler, ancak hayatları kaos içindedir.”

“Hay Allah ben de zannetmiştim ki,” diyecek oldu hayal kırıklığı içinde. “Daha bitmedi,” dedim, “yazarların bir kısmı ağır strese dayanamayıp intihar etti. Kimisi delirdi. Yoksul kalan çok oldu. Egemenler tarafından ezildiler. Kendi dostları tarafından bile taşlananlar oldu. Çok azı işin keyfini sürebildi. Klan da kazanan o çok az insanı örnek gösterip durdu. Yani ortada pembe bir tablo yok. Son derece meşakkatli bir yol vardır. Vaziyet bu.”

“Herhalde artık vazgeçerim, sizin bu anlattıklarınızdan sonra,” dedi sitem dolu bir sesle.

“Bu işe girdin mi, işin içinde iti kopuğu çakalı çukalı var. Maddesi, içkisi meyhanesi barı var. Gece hayatı var. Uykusuz geceler, bezdirecek kadar stres. Bunlara değmez bence. Sen bunları kaldıramazsın ayrıca. Git, kendi alanında ilerle, para kazan ve keyfini çıkar. Dostuma da selamlarımı ilet lütfen.”

Yanımdan mutsuz ayrıldı. Ve yaklaşık 20 yıl sonra karşılaştık onunla. Özel sektörde üst düzey yöneticiymiş. İyi bir evliliği, bir oğlu ve harika bir eşi varmış…