Çeyrek asırlık (yeter söz Tayyip’indir) döneminden (Yeter söz milletindir) dönemine doğru hızla akıyoruz…
Dikkat edin, söz muhalefetindir dönemine demiyorum. Çünkü bölük pörçük ve parçalı muhalefetten de pek ümidi yok milletin. Böyle kritik bir dönemde bile bir araya gelemeyen, birleşemeyen bir muhalefete sahibiz çünkü. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Bir elin nesi var, iki elin sesi var diyemiyor irili ufaklı muhalefet partileri. Hepsi baş olmak istiyor. Öyle olunca da, kendi derdine ve kavgasına düşmüş güçsüz bir muhalefetin, milletin dertlerine çare olamayacağını görüyor herkes. Bu yüzden genel bir sahipsizlik duygusu hakim ortalığa.
Şu fon meselesi var ya, başka bir ülkede olsa hükümetler gider, devletin başı bile derdini anlatamazdı topluma. Ama bizde öyle değil. Cerrah dikkatiyle konuya yaklaştığını iddia eden iktidar, gerçeğe yürümek yerine, saklamak ve üstünü örtmek telaşında. Meclis’te araştırma ve soruşturma komisyonunun kurulmasını bile engellemeye çalışıyorlar. Bu doğru bir hareket değildir. Sorumlu ve millete hesap vermek zorunda olduğunun bilincini taşıyan bir iktidara sahip olsaydık eğer, fonu buharlaştıranların kesin listesini öğrenirdik hemen. İçinde kim olursa olsun, bakan da olsa, milletvekili de olsa, iktidar partisinden nemalanmayı meslek haline getiren kim varsa, açıklanırdı isimleri. Fondan kazandığı parayı iade etmek yetmez. Hepsi suçlarının ağır cezalarını çekerlerdi.
Günümüz Türkiye’sinde, Anayasa teminatı altındaki görevini yapmaya çalışan gazetecileri kolayca içeri tıkıyoruz. İktidarı yağlayıp ballayan çakma gazetecileri göklere çıkartıyoruz. Muhalif televizyonları kapatıyoruz. Medyanın neredeyse tamamına yakın bir kısmını, devlet bankalarının kredileriyle satın alıyoruz. Akıllı bir iktidar böyle şeyler yapar mı? Akıllı bir iktidar milleti ayrıştırır, dindar ve kindar bir nesil yaratacağız diye yola çıkar mı? Ben yaptım oldu politikasıyla bir devlet yönetilir mi? Yönetilirse işte böyle olur. Her gün bir rezalet, her gün bir yolsuzluk, suistimal ve haksız kazanç haberleriyle sarsılır ortalık. Anayasayı (bir değil) birkaç defa delmekle bir şey olmaz diyeceğiz, yasaları dilediğimiz gibi çiğneyeceğiz, muhalefet derin uykudayken birkaç gecede çıkardığımız torba yasalarla yöneteceğiz ülkeyi, sonrada pirincin taşını ayıklayacağız diye böylesine uğraşacağız. Yapılan yanlış işlerle boğuşmaktan, dehşete düşmekten, iktidarın yaptığı iyi işleri de göremiyor insanımız ve medyamız.
Bu iktidar hiç mi iyi iş yapmadı yani? Elbette yaptı ama yaptığı kötülükler ve partizanlıklar, ehil ve liyakat sahibi olmayan kadroların verdiği büyük zararlar ve demokrasiyi iyice hırpalayan yönetim anlayışı, yapılan tüm iyilikleri de sıfırlamadı mı? Peki hala oy alıyor, ülkeyi bu kadar kötü idare ediyor da, bunca oyu nasıl alıyor iktidar? Çok önemli bir soru bu…
Alıyor çünkü, milyonlarca haneye sosyal yardım adı altında para giriyor. Yaşlısı da, ona bakanı da, engellisi de ailesi de, işsizi de, yardıma muhtacı da maaşa bağlanmış. Sosyal devletlerin kıralı olarak bilinen ülkelerde bile(örneğin İskandinav devletleri)yok böylesine geniş bir destek. Almanya, Fransa, İtalya bile kaldırmaya çalışıyor sosyal desteklerin çoğunu. Emek harcamayana, çalışmayana, evde sırtüstü yatana para yok diyorlar. Milletlerine çalışacak alan açıyorlar, üretime dahil olmalarına gayret ediyorlar. Biz de ayrıca din gibi kutsalımızı devlet işlerine iyice bulaştırarak, bu iktidar giderse dinsiz-imansız bir iktidar gelecekmiş havasını yayıyoruz. İşsizlik faciasını, devlete gereksiz personel yığarak çözmeye çalışıyoruz.2 milyon kamu görevlisiyle rahatça idare edebileceğimiz devletimizi 5,5 milyon kamu personeliyle bile gereği şekilde yönetemiyoruz.
Her neyse, milletin sabrını taşıyacak işlerden süratle vazgeçmemiz gerekiyor. Sokaklara kulak verin. Öfkeler, homurtular, şikayetler giderek kabarıyor, iktidara oy verenler bile belli konularda tepkili hale geliyorlar. Onun için (yeter söz milletindir)iklimine doğru koşuyoruz diyorum. Öncelikle yapılması gereken işlere süratle yönelmemizin zamanı geldi. Şu fon meselesini hemen halledin. Milletin paralarını süratle ödeyin. Evet milyarlarca dolar dışarı kaçtığı için, elimizde ödeyecek paramız yok. Bunu biliyoruz. Ama ne yapıp edip, bulun buluşturun ve bu yarım milyona yakın mağdurun ve ailelerinin paralarını süratle ödeyin. Sonra enflasyonu dizginleyip, hayat pahalılığını önlemenin bir çaresine bakın. Emeklilerin ve asgari ücretle geçinmeye çalışanların maaşlarını düzeltin.
Parlamentoyu çalıştırın. Basından ürkmeyin, korkmayın, gerçek gazetecileri susturmayın. İnanın hayat hakkı tanımadığınız gerçek gazetecilerin çoğu, sizi destekleyen çakma gazetecilerden çok daha dürüst yayın yaparlar. Yeter ki yanlışlarınızdan ve çeyrek asırdır süren inatlarınızdan vazgeçin. Hür basın millete ve devlete besleme basından çok daha faydalıdır. Bir kere de muhalif gazetecileri çağırın sarayınıza. Basının tamamına değer verin. İçerde yatan gazetecileri çıkarın hücreden. Salıverin hepsini. Yahu siz 50 bin kişinin katilini bile salmayı düşünüyorsunuz. İçerdeki gazetecilerin bir terörist başı kadar değerleri yok mu yani?
İş işten geçmeden inat ve yanlışlarımızdan vazgeçmeliyiz. Öyle olursa milletin nabzını ve tansiyonunu bir miktar düşürebiliriz.