AYNI FİLMİ OYNATAN SİNEMACILARIN BÜTÜN ÜMİDİ 140 MUAMMER İLE HIZLI BÜLENT VE HIZLI CEMAL’Dİ
Dile kolay, neredeyse 70 yıldır “Hızlı” diye çağrılıyorlar. Bu lakap onlara öylesine yakıştırılmamış; hakkını fazlasıyla verdiler. Sinema sektörüne son derece pratik bir çözüm getirdiler
Teknolojinin bugünkü kadar gelişmediği, film kopyalarının az olduğu, aynı filmin aynı gün birden fazla sinemada gösterildiği dönemlerde, motosikletleriyle sinemalar arasında mekik dokuyarak filmleri yetiştirdiler
Zilli bisikletler, Jawa’lar ve biraz gençlik.
1970’li yıllarda bugün olduğu gibi adım başı motosiklet yoktu. Bisiklet ise hayli revaçtaydı. Her evde neredeyse bir bisiklet bulunurdu. İşe bisikletle gidip gelenlerin sayısı da az değildi. Bisikletlere de öyle sıradan binilmezdi. Ziller takılır, lambalar, aynalar, süsler… Kısacası bisikleti biraz daha havalı gösterecek ne varsa takıp takıştırılırdı.
Motosikletler ise birkaç markadan öteye gitmezdi. Jawa ve Vespa, herkesin bildiği markalardı. Halil eniştemin de bir Vespa’sı vardı. Bize misafirliğe geldiklerinde eniştem motoru kullanır, Mübeccel Teyzem arkasında oturur, küçük kuzen Özen önde ayakta. Teyzemin arkasına da iki kuzen Mirtaç ve Şeniz yerleşirdi. Dört kişi Vespa’nın üzerinde… Ne özenirdim onlara!
‘Hızlı aile’
Liseli yıllarımda çok sevdiğim arkadaşım Hızlı Cemal İlbasmış ise tam bir motosiklet cambazıydı. Babası “140 Muammer”, ağabeyi “Hızlı Bülent”ti. Ailece motosikletle anılan bir aileydi. Ben de param oldukça gider, babasından bir Jawa kiralardım. Sokak aralarında dolaşır, kızlara hava atardım. O yılların gençliği işte… Jawa’nın üzerinde kendimizi dünyanın en havalı insanı sanırdık.
Aslında anlatacağım konunun bisikletlerle, motosikletlerle doğrudan bir ilgisi yok. Sadece bir döneme doğru küçük bir anı gezintisi yapmak istedim. Bu arada, bizim evde de bisiklet vardı. Ortanca biraderim Selçuk ağabeyimin süslü püslü, zilli milli bir bisikleti vardı. Ama bize binmek ne mümkün! Kesinlikle izin vermezdi. Bisikletine biner, Sanayi Sitesi’ne gidip gelirdi. Bugünün Gıda Çarşısı’na uzanan o yolları düşünün… Şimdilerde binalarla, araçlarla dolu olan yerler o zamanlar yeşilliklerin, bahçelerin arasından geçerdi.
‘Hayatları bir yarış içindeydi’
Bir bisiklet, bir zil sesi ve yemyeşil yollar…
Bugünden bakınca küçücük ayrıntılar gibi geliyor insana. Oysa insanın hafızasında en uzun yaşayanlar da galiba böyle küçük ayrıntılar oluyor. Bugün bakıldığında garip gelen bu durum, bir zamanlar sinemaların adeta kurtarıcısıydı. Özellikle açık hava sinemalarının revaçta olduğu yıllarda yaz aylarında 25-30 sinemaya, kışın ise 6-7 sinemaya film taşıyan “140 Muammer” lakaplı Muammer İlbasmış ile oğulları Bülent ve Cemal İlbasmış, hayatlarını bir yarışın içinde geçirdiler.
Öylesine tanındılar ki bir dönem kendilerine cambazlık yapmaları için bile teklif götürüldü. Ancak Bülent ve Cemal, babalarını yalnız bırakmamak için bu teklifi kabul etmedi.
Eşrefpaşa-Tepecik: 1.5 dakika
Daha sonraki yıllarda film taşıma işini üstlenen Bülent ve Cemal kardeşlerin lakabı da kısa sürede “Hızlı”ya çıktı.
İzmir'de adeta ölüme meydan okuyan iki motosikletçinin o yıllarda rakibi yoktu. Sinemacıların gözbebeği olan Hızlı Bülent ve Hızlı Cemal, filmleri zamanında yetiştirdiklerinde büyük mutluluk duyuyorlardı. Ancak işin ilginç yanı, sinema seyircisine yetiştirdikleri binlerce filme rağmen kendileri bir kez bile film izleyemedi; çünkü öyle bir zamanları yoktu ki!
Baba mesleği olan motosiklet sürücülüğünün kendilerinde daha çocuk yaşta başladığını anlatan Bülent İlbasmış, “Doğduğumuzdan beri motosiklet üzerindeyiz. Çünkü babamız o yıllarda tanınmış motorcu, 140 Muammer'di. Minicik bebekken bile bizi motosiklet üzerinde gezdirirdi” diyor.
Cemal İlbasmış, yaptığı hızları bugün bile şaşkınlıkla anlatıyor:
“İzmir'deki Lale Sineması ile Aydın İncirliova'daki sinema arasını 50 dakikada aldığımı biliyorum. Büyük Sinema ile Ferah Sineması arasını ise 1,5 dakikada alıyorduk. Şaka gibi geliyor bu anlattıklarım herkese. Rakip tanımadık, zaten rakip de çıkmadı.”
‘Sükse yapmadık, film yetiştirdik’
Bülent İlbasmış ise yaptıkları işin dışarıdan göründüğü kadar romantik olmadığını, aksine son derece ağır ve tehlikeli olduğunu söylüyor:
“O yıllarda film yetiştirirken sükse yapmak için hız yapmadık. Sinema seyircisine yardımcı olmak için çalıştık. O yıllarda motosiklete binenlere asi ve maceracı gözüyle bakıyorlardı. Ama bu meslek bizim ekmek kapımız oldu. Yıllarca yaptığımız bu işten ailece geçindik, çocuk okuttuk, büyüttük ve evlendirdik.”
Hız var ancak kaza yok
İlbasmış ailesinin hikâyesindeki en dikkat çekici ayrıntılardan biri de bunca yıl boyunca kazasız belasız bu işi sürdürebilmiş olmaları:
“Yıllarca aile olarak yaptığımız bu işte ne kaza geçirdik ne de hastalığa yakalandık.”
1960'lı ve 1970'li yıllarda, İzmir'in bir ucundan diğer ucuna, hatta kent dışındaki sinemalara kadar film kopyaları taşıyarak binlerce kilometre yol yapan İlbasmış ailesinin hikâyesi, teknolojinin değişmesiyle birlikte sona erdi. O günlerden geriye ise sinema salonları, motosikletler, film makaraları ve bitmek bilmeyen bir yarış kaldı. Ve rahmetli Muammer Amca ile sohbet ettiğimiz günlerde, bütün hikâyeyi birkaç cümleyle özetledi:
“Ekmek yedik, çocuk büyüttük, torun yetiştirdik. Sinemacıyı da sinemaseverleri de mutlu ettik.”

‘140 Muammer’
100 yaşına merdiven dayadığı yıllarda yaşama veda eden “140 Muammer” lakaplı Muammer Amca ile son döneminde sohbet etmiştim kendisiyle o günleri hâlâ dün gibi hatırlıyordu:
“Sinemalar arasında az sayıdaki film kopyalarını saniyeler içinde taşıyor, film makinistlerine yetiştiriyorduk. Çünkü hiçbir sinema seyircisinin seansın gecikmesine, daha doğrusu filmin geç başlamasına tahammülü yoktur. Bir anda ıslıklar başlar, geçen her saniye bu ıslıklar kulakları sağır edecek kadar şiddetlenirdi. Hiçbir sinema sahibi bunu göze alamazdı.”
Muammer Amca, sinemacıların bütün umutlarını kendilerine bağladığını anlatıyordu:
“Aynı filmin gösterildiği farklı sinemalar bütün ümitlerini bize bağlamışlardı. Biz de onları seyirci karşısında hiç mahcup etmedik. Her dakika çok kıymetliydi. Öğle saatlerinden gece yarılarına kadar bütün ömrümüz korkunç bir yarış halinde geçti. Teknolojiyle birlikte film taşıma işi de unutuldu gitti. Geçmişte tatlı bir anı olarak fotoğraflarda kaldı.”