Bazı insanlara bayılmamak elde değil bu hayatta. Hatta önlerinde şapkamızı sık sık çıkarıp saygı göstermek de şarttır…
Siyası bilinçleri yüzde sıfıra yakın tipler vardır. Hatta bazıları o kadar geçmişte kalmıştır ki, siyasi bilinç sıfırın bile altına inmekte sakınca görmemiştir! Ancak bu kainattaki olan biten her şeyi bilirler! Ve de kendileri yaşadıkları toplumun en ilerici ve aydın kesimini oluşturur! Bunlarla herhangi bir meseleyi konuşup tartışamazsınız. Çünkü daha baştan madara olmaya mahkum etmiş olursunuz kendinizi. Zira karşınızda her şeyi doğuştan bilen biri vardır!
Gazete ve gazetecilik hakkında hiçbir şeyi bilmeyen, arada bir birkaç haber okumayı başarmış biri, kırk yıllık gazeteciyi cahillikle suçlayabilir mesela… Ve size ayaküstü kendi mesleğinizi öğretmeye kalkar…
Hayatınızın onlarca yılını yazının araştırmaların emrine vermişsiniz diyelim. Tonlarca kitap devirmiş, kitaplar yazmış, uykusuz sayısız gece geçirmiş, insan ilişkilerinin dehlizlerine dalmış, oradaki karanlık sırları ortaya çıkarmış birisiniz. Ve günün birinde karşınıza zırcahil biri geçiyor ve size ilişki teorisi satmaya kalkıyor. Üstelik de, “Usta ben böyle düşünüyorum,” demeden, “doğrusu bu, sen ne bilirsin ki,” edalarında… O haklı, bir kez daha çıkar şapkayı ustta…
Saygısız, edepsiz, utanmaz, açgözlü, çirkef, çıkarcı, ahmak, hödüğün teki karşısındaki insana ahlak ve dürüstlük satmaya kalkar!
Daha dün bir liderin çizmelerini yalayan bir şahsiyetsiz, kim bilir hangi çıkarı için bugün aynı lidere ana avrat küfrediyordur. Ve bu insan zerre kadar da utanmıyor, üstelik de kendisine sorgusuz sualsiz inanmanızı bekliyordur. İnanın efenim!
Geçenlerde bir evde konuktum… Yirmili yaşlardaki genç, eve gelen tamirciye iş hakkında durmadan akıl veriyordu. Adamcağız sıkılmış olacak ki, “Beyefendi, beni neden çağırıp para veriyorsunuz ki. Siz her şeyi biliyorsunuz, keşke siz yapsaydınız işi. Paranız da cebinizde kalmış olurdu,” dedi.
Genç adam sırıtarak şöyle cevap verdi ustaya:
“Olur mu abi, o senin işin!”
Başıma davrandım, ama unutmuşum şapkamı evde…
Hasta yakını doktordan iyi bilir hastanın derdini, sıradan futbol seyircisi, en kral teknik direktördür. Kahvehanedeki dayı, siyaseti en iyi bilendir…
Anlaşılan o ki, bu memlekette kendi işini iyi bilen çok az sayıda insan vardır. Geriye kalan ezici çoğunluk kendi işinin dışında her şeyi çok iyi biliyor… Ve burunları da hep başkalarının işindedir!
Ve de bu güzel topraklarda bir büyük derdimiz de bu tiplerdir ne yazık ki!
Ama yine de bir teselli ikramiyesi veriyor, hayat ve insan üzerine kafa yormuş bir yazar.
Şöyle demiş:
Orta yaşlar gelip çattığında, hayatta kalmanın iki yolu çıkar önüne… Biri intihar etmek, ancak bunu tavsiye edemem. Hayat güzeldir zira. İkincisi ise kendin dahil her şeyle dalga geçmek. Ve bu ikincisi en doğru ve zahmetsiz yoldur. Yolunuz açık olsun…