PARSA’DAN BAŞLAYIP NERGİZ’E UZANAN, TEPECİK’TE SEVGİYLE KÖK SALAN ÖRNEK BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ
Benim çocukluk arkadaşım Osman’ın yaşamına baktığımda, yılların içinden süzülüp gelen bir gerçeği görüyorum: İnsan bazen gözleriyle göremediğini, sevdiklerinin yüreğinde buluyor. Ve bazı aileler, dünyayı görmeden de hayata ışık olabiliyor
Işık Teoman
Bir kamyon şoförünün oğlu olarak dünyaya geldi. Henüz 12 yaşındayken babasını bir trafik kazasında kaybetti. 22 yaşında ise gözlerini bir daha açılmamak üzere kaybetti. Ama hayata küsüp kaldığı karanlıktan yeniden doğmayı başardı. Doğuştan görme engelli Döndü Çoban’la kurduğu yuvasına Nehir adını verdikleri kızları katıldı. Bugün Tepecik’te, sevginin ve dayanışmanın ışığında yaşamlarını sürdüren Osman ve Döndü Gürel çifti, gören gözlere örnek olacak bir hayatın kahramanları.
Benim çocukluk arkadaşım Osman Gürel’in hikâyesi, Kemalpaşa’nın Parsa köyünden, İzmir’in Nergiz Mahallesi’ne; oradan da Tepecik’in sokaklarına uzanıyor. Mutlu bir çocukluk, erken yaşta gelen bir kayıp, genç yaşta kararan bir dünya ve bütün bunlara rağmen hiç tükenmeyen bir yaşam sevinci…
Bugün Osman ve Döndü Gürel çifti, kızları Nehir’le birlikte kurdukları dünyada mutluluğu yakalamış durumda. Büyük ekonomik sıkıntılar yaşamadan, emekliliğin huzurunu sürüyorlar. Tepecik’te Kardeşler Apartmanı’nın iki odalı evinde, yıllardır sevgiyle ördükleri yaşamlarını sürdürüyorlar. Ayvalık’tan İzmir’e geldiğimde, fırsat buldukça sevgili çocukluk arkadaşımı ziyaret ederim. Her buluşmamızda bir kez daha anlarım ki bazı insanlar dünyayı gözleriyle değil, yürekleriyle görür.

Parsa’dan İzmir’e…
Kamyon şoförü Fikret Gürel, Kemalpaşa’nın en eski yerleşimlerinden Parsa’da (bugünkü Bağyurdu) işlerin kesat gitmesinden yakınıyordu eşi Nejla’ya. “Nejla, gel İzmir’e göçelim. Orada işler açılır” diyordu. Bir süre sonra eşini ikna etti ve Karşıyaka’nın Nergiz Mahallesi’ne taşındılar. Her şey yolunda giderken, 1960 yılında Osman dünyaya geldi. Ailede büyük bir sevinç yaşandı. Osman’ın doğumuyla birlikte işler de açıldı. “Uğurlu geldi” diyorlardı. Fikret Gürel yeni bir kamyon satın aldı. Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna yük taşıyor, yoğun çalışma temposundan evin yolunu bile zor buluyordu. Osman’ın nasıl büyüdüğünü anlamadı bile. Ardından bir kız çocukları oldu. Zayıf, narin, incecik bir bebekti. Adını Filiz koydular; bir ağaç gibi büyüsün, dallanıp budaklansın, sağlıklı bir ömür sürsün istediler, Filiz’in doğumuyla birlikte aile, Tepecik semtinde müstakil bir ev satın aldı.
Mahallenin çocukları oldular
1970’li yıllarda Tepecik, komşuluk ilişkilerinin neredeyse akrabalık bağına dönüştüğü bir semtti. Boşnak, Pomak, İştip, Arnavut, Bulgar ve Yugoslav göçmeni ailelerin birarada yaşadığı mahallede Gürel ailesi de kısa sürede herkesle kaynaştı. Osman mahallenin oğlu, Filiz ise kızı oluverdi. Çocuklar sokaklarda oynuyor, komşular birbirinin derdiyle dertleniyor, sevinciyle seviniyordu. Henüz kimse bilmiyordu ki bu mutlu günlerin ardından, ailenin yaşamını derinden sarsacak büyük bir acı gelecekti.
Acı paylaşılınca azalır
Osman, yaz tatillerinde babasının kamyonuna biniyor, “O şehir senin, bu şehir benim” diyerek Türkiye yollarını tanıyordu. Babasıyla çıktığı yolculuklar, çocukluğunun en güzel anıları arasındaydı. Ancak bu mutluluk 1972 yılının Şubat ayında sona erdi.
Henüz 12 yaşında olan Osman, yaşamının ilk büyük darbesini aldı. Babası Fikret Gürel, Balıkesir’e yük taşırken Sındırgı’nın karlı ve buz tutmuş virajlarında direksiyon hâkimiyetini kaybetti. Kamyon, sık çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık alana yuvarlandı. Günler sonra hurdaya dönmüş kamyona ve Fikret Gürel’in cansız bedenine ulaşıldı.
Kara haber mahalleye ulaştığında komşular, kendi yakınlarını kaybetmişçesine ağladı. Günlerce yas tutuldu. Haftalar boyunca sokaklarda radyo sesi bile duyulmadı. Mahallenin Fikret abisine duyulan sevgi ve saygı, yıllar geçse de unutulmadı. İşte o günlerde acı, gerçekten paylaşıldıkça azaldı. Osman ve Filiz’in komşu teyzeleri, komşu amcaları oldu. Mahalledeki pek çok insan, iki kardeşe anne ve baba şefkatiyle sahip çıktı.
Gözlerinin feri söndü
1980’li yıllara gelindiğinde aile, kendi yağıyla kavrulup yaşamını sürdürüyordu. Yirmili yaşlarını yaşayan Osman ise o dönemin efsane motosikletlerinden Java’nın üzerinden inmiyordu. Semtin geniş sokaklarında bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu.
Ancak geceleri başını yastığa koyduğunda gözlerinde başlayan ağrı, beynine kadar uzanıyordu. Ağrılar dinmeyince annesiyle birlikte Ege Üniversitesi Hastanesi’nin yolunu tuttu. Yapılan tetkiklerin ardından göz tansiyonunun ileri düzeyde olduğu anlaşıldı.
Tedavi süreci 1982 yılına kadar devam etti. Ancak bir gece aniden yükselen göz tansiyonu, Osman’ın iki gözünde de görme yetisini kaybetmesine neden oldu.
Henüz 22 yaşındaydı.
O güne kadar cıvıl cıvıl süren yaşamı bir anda karanlığa gömülmüştü. Genç yaşında yalnızca görme yetisini değil, alıştığı dünyanın büyük bölümünü de kaybetmişti. Karanlığa teslim olmadı İlk yıllar çok zordu. Yaşam sevincini kaybeden Osman, arkadaşlarından ve çevresinden uzaklaştı. Uzun süre evden çıkmadı. Zamanla yeniden hayata tutunmanın yollarını aradı. Bir dut ağacının dalını baston yaparak geceleri sokaklara çıkmaya başladı. Önceleri küçük turlar atıyor, ardından yürüyüşlerini uzatıyordu. O yıllarda kent yaşamı, görme engelli bireyler için pek çok tehlikeyle doluydu. Kaldırıma taşan dükkân levhaları, açık bırakılan bodrum merdivenleri ve erişilebilirlikten uzak sokaklar Osman’ın sık sık yaralanmasına neden oluyordu.
Ama o, pes etmedi.
Engelli dernekleriyle iletişim kurdu, beyaz bastonuyla otobüslere binmeyi, İzmir’de tek başına dolaşmayı öğrendi. Hatta doğup büyüdüğü eski köyüne bile yalnız başına gidip gelmeye başladı. Karanlık dünyasının içinde, yaşamın yeni yollarını keşfediyordu.
Görmeden yaşanan mutluluk
2002 yılı dolaylarında Tepecik’te görme engelli bireylerin kurduğu bir derneğe sık sık gitmeye başlayan Osman, burada doğuştan görme engelli ses sanatçısı Döndü Çoban’la tanıştı. Konya’nın Akşehir ilçesinde doğup büyüyen, daha sonra ailesiyle İzmir’e yerleşen Döndü de kendi yaşam mücadelesini veriyordu. Osman, derneğin gecelerini takip ediyor, organizasyonlara yardımcı oluyor ve çalışarak evine ekmek götürüyordu. Döndü ise güçlü sesiyle Türk sanat müziği eserleri seslendiriyor, türküler ve uzun havalarla dinleyenleri büyülüyordu. Zamanla arkadaşlıkları sevgiye dönüştü.
Mart 2003’te evlenmeye karar verdiler.
İki ayrı yaşam mücadelesi, ortak bir geleceğe dönüştü. Birbirlerinin dünyasını anlayan, eksiklerini sevgiyle tamamlayan iki insan, aynı çatı altında yeni bir hayata başladı.
Nehir, yaşamlarına ışık oldu
Osman, Karşıyaka Belediyesi’nin çarşıda kendisine tahsis ettiği tezgahta çocuk oyuncakları satmaya başladı. Döndü de sahne alabildiği ortamlarda şarkı söyleyerek aile bütçesine katkıda bulunuyordu. Tepecik’in 1969 yılında yapılan ilk çok katlı binalarından Kardeşler Apartmanı’nda yaşamlarını sürdürürken, Ocak 2005’te kızları Nehir dünyaya geldi. Nehir’in gelişi, Gürel ailesinin yaşamında yeni bir sayfa açtı. Görme engelli anne ve babasının ellerinden tutan, küçük yaşlarından itibaren onların yol arkadaşı olan Nehir, ailenin yaşama daha sıkı sarılmasını sağladı.
Nehir’in gözünden annesi ve babası
Bugün 21 yaşında olan Nehir Gürel, Konak Nevvar Salih İşgören Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni kazanarak eğitimini başarıyla tamamladı. Küçük yaşlarından itibaren anne ve babasının yalnızca evde değil, dışarıdaki yaşamda da gözü kulağı oldu. Ancak Nehir’in anlattıkları, bu ilişkinin yalnızca bir yardım ve sorumluluk hikâyesinden ibaret olmadığını gösteriyor.
Nehir, çocukluk günlerini şöyle anlatıyor:
“İlkokul yıllarında hem annemin hem de babamın göremediğini tam olarak kavrayamamıştım. Onların da diğer anne babalar gibi olduklarını düşünüyordum. Arkadaşlarımın anne ve babaları çocuklarına koşarken ben anne ve babama koşuyordum. Ellerinden tutuyor, arkadaşlarımla tanıştırıyordum. Önce garipsiyorlardı, sonra alışıyorlardı. Annemle babam sokakta yürürken bir yerlere çarparlar korkusuyla ellerine sıkı sıkı yapışıyordum. Ama zamanla gördüm ki yaşamın içinde kendilerine öyle güzel bir düzen kurmuşlardı ki…
Sabah annem kahvaltımı hazırlar, akşam birbirinden güzel yemekler yapardı. Babamla birlikte okula kadar gider, sonra eve dönerdik. Annem ve babam gönül gözleriyle görüyorlar. İkisi de muhteşem insanlar.”
Asıl görmek, yüreğin işi
Osman Gürel’in 22 yaşında kaybettiği görme yetisinin ardından geçen yıllar, ona başka türlü görmeyi öğretti. Döndü Çoban, dünyaya gözlerini hiç açamamış olsa da sesiyle, sevgisiyle ve emeğiyle kendi yaşamını kurdu. Nehir ise iki ayrı karanlığın ortasında değil, sevginin aydınlığında büyüdü. Bugün Tepecik’te, Kardeşler Apartmanı’nın iki odalı evinde yaşayan Gürel ailesinin öyküsü, yalnızca engelleri aşmanın değil; dayanışmanın, aile olmanın ve hayata yeniden tutunmanın da öyküsü.