Kim ne derse desin; Sırbistan seçimleri, son yılların “sıra dışı” en ilginç siyasi olayı oldu. Üniversiteli öğrenciler iki yıl boyunca sokaklarda yürüdü. Sonra bir gün “Hadi sandığa gidelim” dediler ve 14 yıldır ülkenin siyasal hayatına damga vuran Aleksandar Vucic’i koltuğundan indirdiler. Öğrenci destekli liste, 25 Ekim seçiminde yaklaşık 140 milletvekili çıkararak parlamentoda çoğunluğu elde etti.
Ancak, asıl ilginç olan bundan sonrası… Çünkü Sırp öğrenciler yalnızca “Vucic gitsin” demediler. “Vucic giderse onun kurduğu düzen ne olacak?” diye de sordular. Ve cevabı 11 maddelik bir programla verdiler. Bağımsız yargı, şeffaf ihaleler, özgür basın, liyakat... Siyasetten arındırılmış devlet. Bilgiye dayalı ekonomi. İş güvencesi. Ulaşılabilir konut. Köyde doktor…Yani “Biz geleceğiz, bizim çocuklarımız devlet kadrolarına yerleşecek” demediler. Tam tersine; “Biz gelirsek, bizim de bunu yapmamızı engelleyecek kurumları kuracağız” dediler.
İşte Sırbistan seçimlerinden Türkiye’nin alması gereken en önemli ders budur. Dolayısıyla; Türkiye’de muhalefetin önündeki soru yalnızca “Erdoğan nasıl gider?” sorusu değildir, olmamalıdır. Daha büyük soru şudur: Erdoğan gittikten sonra Türkiye nasıl yönetilecek? Çünkü bir iktidarın değişmesi başka şeydir, iktidarın devlet üzerindeki tahakkümünün sona ermesi başka şey…
Cumhurbaşkanı değişir, bakan değişir, parti değişir… Hatta Meclis çoğunluğu değişir. Ama yargı aynı bağımlılık ilişkileriyle çalışıyorsa… Kamu ihaleleri aynı yöntemlerle dağıtılıyorsa… Devlet kadrolarında liyakat yerine sadakat aranıyorsa… Basın yine iktidarın borozanıysa… Üniversite yine siyasetin gölgesinde kalıyorsa…O zaman yalnızca sarayın tabelası değişmiş olur. Devletin çalışma biçimi değil.
Türkiye’nin gerçek demokratikleşme sınavı tam da burada başlayacak. YENİ Parti ve CHP başta olmak üzere topyekün muhalefetin, toplumun önüne koyması gereken hedef yalnızca iktidarı kazanmak olmamalı. İktidarı sınırlamak olmalı. Çünkü demokrasi, kendi iktidarının yetkilerini bile hukukla sınırlamayı göze alabilmektir.
Bugün muhalefette olup özgürlük istemek kolaydır. Asıl marifet, yarın iktidara geldiğinde aynı özgürlüğün kendisine karşı kullanılmasını da savunabilmektir. Sırbistanlı öğrencilerin Türkiye’ye verebileceği en önemli ders budur. Kısacası; sandığı kazanmak yetmez. Devletin asıl sahibinin millet olduğunu göstermek için devleti yeniden kurmak gerekir.
Sonuç olarak; Türkiye’nin yeni hikâyesi “biz geldik” hikâyesi olmamalı. “Artık, milletten başka hiç kimse devletin sahibi olamayacak” söylemi olmalı. Bu nedenle mesele “Erdoğan gider mi kalır mı?” meselesi değildir. Hadi diyelim, en geç 2028’de yapılacak seçimleri Erdoğan kaybetti… Peki ne olacak? “Erdoğan’dan sonra Erdoğan’ı mümkün kılan” düzen de bitecek mi?” İşte seçim sandığının asıl sorusu budur. Bu sorunun yanıtı ise yalnızca iktidarı değil, iktidarın kendisini değiştirmeye cesaret edenlerin elindedir.