Sabahın köründe, Halk TV’ye kayyım atanıp, yayınlarına el konulduğu haberini alınca, 50 yıllık gazetecilik mesleğimi gözden geçirdim… Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamadığım ama çok iyi okuduğum geçmiş 50 yıllına baktım… İçim burkuldu…Kitapları karıştırdım ve bu ülkenin kurucu iradesi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1923-1929 yılları arasında basın ve basın özgürlüğü ile ilgili ettiği sözleri buldum… Bakın Atatürk bu konuda neler söylemiş;
Basın milletin müşterek sesidir.
Basın hürriyetinden doğan mahzurların (sakıncaların) giderilme vasıtası yine basın hürriyetidir.
Matbuat (basın) hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz.
Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdırlar.
Gazeteciler kanun ve umum menfaati aksine muamelelere karşı yayın yapmalıdır.
***
Ve aradan yüz küsür yıl geçti… Bugün geldiğimiz şu noktaya bakın… Sözde, irfanı ve vicdanı hür bir milletiz. Sözde demokrasiyi ve özgürlükleri içselleştirmişiz öyle mi?
Evet, bütün bu değerleri kayıt altına alan bir Anayasamız var. Ama bugün ülkeyi yöneten siyasi irade ancak işine geldiğinde bu Anayasaya müracaat ediyor. Gelmediğinde anayasayı lime lime etmekten kaçınmıyor…
İşte size Anayasa’nın 28. Maddesi :
Basın hürdür ve sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetini sağlayacak tedbirleri alır. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Yani Anayasa demek istiyor ki; Devlet, halkın haber alma hakkını kullanması için gerekli önlemleri alır !
Peki sen devlet olarak ne yapıyorsun?
Televizyonları, haber sitelerini kapatıyor, halkın haber alma hakkına hizmet eden gazetecileri tutukluyor ve susturuyorsun…
Niçin?
Çünkü senin hesabına gelmeyen, siyasi çıkarlarınla örtüşmeyen gerçekleri haberleştirip, kamuoyuna yaydığı için…
5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. Maddesi de der ki;
Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.
***
Hal böyleyken sormak istiyorum; daha önce kapatılan Tele1 televizyonu ve dün “kayyım” atanıp, yayınına el konulan Halk TV bu ilkelerin ve söz konusu yasaların neresini çiğnedi?
Hani demokrasi, hani hukuk, hani adalet, hani temel hak ve özgürlükler?
Hepsi bu kadar… Başka da bir şey söylemek istemiyorum !