Şu fon meselesi… Daha doğrusu fon skandalı… Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarına göre, tartışılan büyük kazançların sahipleri arasında 214 kişi bulunuyor. Bunların 141’i gerçek kişi, 73’ü ise şirket, vakıf, fon ve benzeri tüzel kişiler…

Kamuoyunun sorusu ise açık ve talebi net:

Kim bu 214 kişi, açıklayın!

Ama iktidar cephesinden gelen cevap, meselenin özünü açıklamak yerine tartışmayı başka bir yere çekme çabası gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, çıkıyor, “Fona para yatıran 455 bin kişiyi mi açıklayalım? Fona para yatırmak suç değil” diyor.

Kim sizden 455 bin küçük yatırımcının adını istedi ki?

Kimse!

İstenen, sıradan yatırımcının değil; tasfiye sürecinden hemen önce hisselerini elden çıkararak milyarlarca liralık kazanç sağladığı belirtilen 214 “özel ve tüzel” kişinin kimliklerinin açıklanması! Siz soruyu başka yere çekiyorsunuz, sonra da verdiğiniz cevabı savunma diye önümüze koyuyorsunuz. Kusura bakmayın ama bu, kamuoyunu aydınlatmak değil, tam anlamıyla sis perdesi oluşturmaktır.

Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre, tasfiye sürecinin başlamasından kısa süre önce gerçekleştirilen hisse satışlarıyla toplam 184 milyar liralık “haksız” kazanç elde edildiğini siz söylüyorsunuz.

TERA üzerinden 102 gerçek kişi ile 38 tüzel kişinin 90 milyar lira kazanç sağladığı belirtiliyor. Pusula tarafında ise 19 gerçek kişi ile 20 tüzel kişinin 80 milyar liralık kazançla çıktığı ifade ediliyor. Hedef tarafında 20 gerçek kişi ve 15 tüzel kişinin 18 milyar liralık kazanç elde ettiği öne sürülüyor.

Bu rakamlar doğruysa ortada sıradan bir yatırım hikâyesi yoktur. Kamuoyunun cevap beklediği, son derece ciddi bir finansal tablodan söz ediyoruz. Hele Pusula üzerinden kazanç sağladığı belirtilen 19 gerçek kişinin toplam kazancının 69,7 milyar liraya ulaştığı iddiası… Kişi başına ortalama 3,66 milyar lira! Yanlış okumadınız: Milyon değil, milyar!

***

Elbette yüksek kazanç tek başına suç kanıtı değildir. Borsada kazanç elde etmek de suç değildir. Dolayısıyla; kimseye peşinen suçlu diyemeyiz. Ama kimse de milyarlarca liralık kazancın arkasındaki soruların üzerini örtemez. Bas savcılığın ilgili kişilerin mal varlıklarına tedbir uyguladığı ve yurt dışına çıkışlarına kısıtlama getirildiği belirtiliyor.

Bu tedbirlerin kapsamı ve hukuki gerekçeleri de kamuoyuna açık biçimde anlatılmalı. Buna rağmen iktidar kanadından isimlerin açıklanmasına karşı “masumiyet karinesi” gerekçesi öne sürülüyor.

İyi de be arkadaş; bu “masumiyet karinesi” yalnızca milyarları kazananlar için mi geçerli?

Doğru; bir insanın suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılamaz. Bu hukuk devletinin temelidir. Buna itirazımız yok. Olmaz da!

Ancak masumiyet karinesi, kamu yararını ilgilendiren olaylarda hesap sorulmasını yasaklayan bir suskunluk zırhı değildir. Hele hele kamu makamlarının denetim ve açıklama sorumluluğunu ortadan kaldıran bir mazeret hiç değildir. Kim olursa olsun; “ucu nereye değerse değsin” 184 milyarı götüren “tatlı su kurnazları”nın isimlerini açıklamak; devlet olarak vatandaşa karşı olan sorumluluğun gereğidir.