2003’ün 27 Şubat’ı… Kış, bütün haşmetiyle Ankara’nın sisli yamaçlarından aşağıya inmiş, kar, başkentin her yanını kaplamıştı…Mareşal Fevzi Çakmak caddesindeki DSP Genel Merkezi’nin kapısından ilk defe giriyorum… O günlerde Posta Gazetesi yazarıyım ve Genel Başkan Bülent Ecevit ile randevum var…

Heyecanlıydım… 1974 sonrası dağa taşa “Karaoğlan” diye adı yazılan efsane siyasi lider Ecevit, 3 Kasım 2002 seçimlerinde büyük bir yenilgi almıştı…1999’da % 22.19 oy oranıyla birinci parti ve koalisyon hükümetinin Başbakanı olan DSP lideri Ecevit, 3 yıl sonraki seçimlerde % 1.22 oy oranıyla hezimete uğramıştı… Ne diyecekti acaba?

Ecevit’in DSP Genel Merkezi’nde küçücük bir makam odası vardı… Bilemediniz 30 metrekare… İçim acımıştı… Türkiye Cumhuriyeti tarihinin onlarca yılına damga vurmuş “Kıbrıs fatihi” büyük devlet adamının daha görkemli bir çalışma alanı olmalıydı… Ki Ecevit’i, bu mütevaziliği nedeniyle çok eleştirmiştim…

Kapıda karşıladı beni… Ardından, “buyrun” dedi ve oturacağım yeri işaret etti… “Ne içersiniz” diye sordu? “Çay içelim efendim”, dedim. Çünkü biliyordum ki çayı çok sever. Kapı çalındı çaylar geldi… Ecevit ayağa kalktı, tepsiyi aldı ve ikramı kendi eliyle yaptı. Bu ince nezaketin karşısında ezilmemek mümkün değildi…

1,5 saatlik sohbetin; “bir gazeteci- eski bir başbakan ve efsane devlet adamı diyaloğu” biçimindeki bölümü bilemediniz yarım saat sürdü… Geri kalan bölümünde, o günden sonra neler yapmak istediğini anlattı.… Aktif siyasete nokta koyacağını söyledi. Türkiye’yi “bir turist” olarak baştan başa gezmek istediğinin altını çizdi… Edebiyattan, kültür ve sanattan söz ettik uzun uzun... Şiirler okuduk birbirimize… “O şiir nereden aklınıza geldi” diye sorunca çok şaşırdım… O şiir dediği; 1999’daki ABD gezisi sırasında Başkan Bill Clinton, Ecevit’e dünyaca ünlü şair T. S. Eliot’ın "Çorak Ülke” adlı şiir kitabını hediye etmişti... Ben de bunun üzerine “Ecevit acaba Clinton’a hangi şiiri ithaf ederdi” düşüncesiyle Ümit Yaşar’ın “Kirli Çağ” adlı şiirini köşeye taşımıştım. Ecevit'in sorguladığı şiir o şiirdi. Şiir şöyleydi:

Nasıl da değişiyor kişi zamanla
Güç o güç değil hız o hız değil
İnançlar sarsılmış, umutlar yitik
Bu kirli çağ bizim çağımız değil


Yeşiller, maviler kapkara olmuş
Yorgun eller, ayaklar, yollarsa yokuş
Ne açan güller var ne öten bir kuş
Güneş o güneş değil, yıldız o yıldız değil


Kökünden bir kurt girmiş ağaca
Yapraklar perişan, dal paramparça
Daha çok aldanacağız yaşadıkça
Anlasana bu ilk aldanışımız değil.

***

Ecevit ile sohbetimizde siyaseti de konuştuk elbette… Ama bana göre, söyleşinin en güzel bölümü buydu… Aradan uzun yıllar geçti… Ecevit’i kaybedeli bugün 20 yıl oldu. O’nu saygı, minnet ve şükran duygularıyla bir kez daha anıyorum. Ruhun şad olsun “Karaoğlan.”

Son cümle… Bugün geldiğimiz noktaya baktığımda, “bu kirli çağ, bizim çağımız değil” diyen Ümit Yaşar’a hak vermemek mümkün mü?