Dünyaya gelmekle insan olunur ama her insan, er kişi olamaz.
Er kişi; sözüyle özü bir olandır. Kimsenin görmediği yerde de doğruyu yapabilendir. Menfaati için eğilip bükülmeyen, zor zamanda karakterinden vazgeçmeyendir.
Bugün bilgiye ulaşmak kolay, makam sahibi olmak mümkün, servet edinmek de öyle… Ama güvenilir bir insan olmak, sözünün arkasında durmak ve haksızlık karşısında sessiz kalmamak hâlâ en zor meziyetlerden biridir.
Eskiler bu yüzden “Her kişi değil, er kişi” demiştir.
Çünkü er kişi, gücü eline geçince zalimleşmez. Hata yaptığında özür dilemeyi bilir. Kazandığında kibirlenmez, kaybettiğinde ise onurunu kaybetmez.
Toplumları ayakta tutan da böyle insanlardır. Kanunlar düzen sağlar ama vicdanı olan insanlar huzur sağlar. Bir çocuğun güvenle büyümesi, bir komşunun kapısını rahatça çalabilmesi, bir dostun sırrını emanet edebilmesi hep er kişilerin varlığıyla mümkündür.
Ne yazık ki çağımız, görünmeyi değerli olmanın önüne koydu. İnsanlar nasıl yaşadığından çok, nasıl göründüğüyle ilgileniyor. Oysa er kişi, alkışlanınca değil, yalnız kaldığında da aynı kalan kişidir.
Çünkü karakter, kalabalıkların içinde değil; kimsenin bakmadığı yerde ortaya çıkar.
Ve belki de hayatın en büyük başarısı, ardında büyük servetler bırakmak değil; insanların ardından,
“İyi insandı, er kişiydi.”
diyebilmesini sağlamaktır.
Çünkü kişi olmak kaderdir, er kişi olmak ise tercihtir.