Bir elin parmakları kadar az sayıda kaldılar koca Türkiye’de. Şehirden şehre koşturuyor, kulelerdeki saatleri kuruyor, bakımlarını yapıyor, zamana ayarlıyorlar. Bir gün Atatürk Meydanı’ndaki İzmir Saat Kulesi’nde; bir başka gün Eşrefpaşa’da… Sonra Çanakkale, Balıkesir, Ayvalık, Bergama…

İzmir Kültürel Miras Rotary Kulübü, İzmir Saat Kulesi’nin 125. yılı kapsamında, kulenin bakım ve onarımını üç kuşaktır sürdüren ailenin temsilcisi saat ustası Feti Pamukoğlu’nu Geleneksel Meslek Ödülü’ne layık gördü. Usta gazeteci Esat Erçetingöz’ün paylaşımını görünce geçmiş yıllara gittim. Konak Belediyesi’nin süreli yayınları arasında yer alan Kent Konak (KNK) dergisinin yayın koordinatörlüğünü yaptığım dönemde, Feti Pamukoğlu ile keyifli bir röportaj gerçekleştirmiştim. Aradan yıllar geçti. Saatler değişti, teknoloji değişti, zaman aktı… Ama Feti Usta’nın yüzlerce yıllık saatlerle kurduğu bağ değişmedi. Bugün aldığı bu anlamlı ödül, yıllar önce yaptığımız o söyleşiyi yeniden hatırlattı bana. Bu değerli ödülün ardından, o röportajı şimdi paylaşmanın zamanı…

Fotoğraflar: Reha ALAN

Yüz yıl önce dedeyle başlayan meslek, babaya, oradan oğula geçerken teknoloji de kendini yeniliyor. Mekanikten elektroniğe… Kurmalı saatler durduğunda “pat pat” vururduk; yeniden çalışmaya başladığında ise “tıkır tıkır” sesini dinler, hatta kulağımızı saate dayardık daha iyi duyalım diye. Yüzyıllar önce vatandaşta para pul yok, saat kullanan ise neredeyse hiç yok. Pek de gerekmiyor zaten. Meydanlarda kulelerin üzerinde bir şeyler var ama anlayan da yok.

Sonra sektör kendini öylesine yeniliyor ki saatler evlerin duvarlarına, pantolonların saat ceplerine, köstekli ve zincirli modellerle hayatımıza giriyor. Ardından kol saatleri, masa saatleri ve hatta buzdolabından fırına, çamaşır makinesinden daha birçok eşyaya kadar yaşamın içine yerleşiyor. Kurmalı saatlerden elektronik saatlere geçildiğinde bu işi yapanlar da oldukça iyi para kazanmaya başlıyor. Ancak Feti Pamukoğlu, herkes elektroniğe yönelirken eskiye dönmeyi seçenlerden biri oluyor.

Elektronik saatler çarşıda pazarda beş liraya, on liraya satılıyor. Tamire gerek yok; at gitsin, tak koluna yenisini… Ama 50 yıllık, 100 yıllık, belki de 150 yıllık saatler söz konusu olduğunda Feti Usta devreye giriyor. Çalıştığı mekâna “dükkan” demek gelmiyor içimden. Ayıp olur diye… Müze desem yeridir.

Saatçi̇ 01

30 köstekli saati satıyor

1993 yılında hayatının önemli kararlarından birini veriyor. O yıllarda İstanbul’un yolunu tutuyor. Yanına aldığı 30 köstekli saati değerinin altında satıyor. Parasını cebine koyup dükkânına dönüyor ve yeni nesil ne kadar saat varsa bir gecede kaldırıyor.

“Benim bunlarla işim olmaz” diyor.

Söyleşi sırasında tıkır tıkır işleyen saatlerden guguk kuşu ve gong sesleri yükseliyor. Görme engelliler için yapılmış, 15 dakikada bir ses çıkaran bir saatin yankısı da kulaklarımda…

Feti Usta antika saatlerin arasında adeta kayboluyor. Saatçi ama zamanla işi yok. Çünkü bir saat kulesine çıktığında, acil ihtiyaçları dışında neredeyse iki-üç gününü orada geçiriyor. Antika bir saatin onarımı için günlerini veriyor. Türkiye’de el üstünde tutulduğunu söylüyor. Bu mesleğin adının “horoloji” olduğunu anlatıyor. İzmir Saat Kulesi’ne altı günde bir uğruyor. 66 basamak çıkıyor ve 114 yıldır çalışan saati kuruyor. Bir kentin simgesi durumundaki İzmir Saat Kulesi’ne üç ayda bir giriyor; neredeyse iki gün kalıyor. Asırlık saati bütünüyle söküyor, gerekli bakımlarını yapıyor ve yeniden yerine yerleştiriyor. İnsanlar meydanda güvercinlere yem atarken Feti Usta zamana ayar çekiyor…

Saat bozarak öğrenmiş

“Saatçilik bizde dede mesleği. Üç kuşaktır devam ediyor. Saatçiliği dedem İzmir’de yapmış. İlk mekânımız, vergi kayıtlarında Keçeciler-Tilkilik tarafında görünüyor. Daha sonra Üçüncü Beyler’e geçmiş. Dedem mesleği bir ustadan öğrenmiş. Onu da Allah rahmet eylesin, saygıyla yâd etmekte fayda var. Benim ustam babam. Dedemi göremedim; benim doğduğum sene vefat etmiş.”

Mesleğe ilkokulda, yaz tatillerinde babasının yanında başlayan Feti Pamukoğlu, saat yaparak değil, bozarak öğrendiğini anlatıyor: “Bu işin aslı öğrenmeye başlamak. Artan parçadan çok kırılan parçayla uğraştık o zaman.” Gülüp geçiyor o yıllara…

Gazetecilik eğitimi

12 Eylül öncesinde gazetecilik eğitimini yarım bıraktığını anlatan Pamukoğlu, nedenini şöyle açıklıyor: “Üniversiteli saatçi olmanın pek de anlamı yok diyerek okulu bıraktım ve askere gittim. Askerden geldiğim dönemde yavaş yavaş elektronik saatin mekanik saatin yerini aldığı dönemlerdi. Bana göre şu an yanlış; ‘Çabuk para nasıl kazanılır?’ diye düşünüp mekanik saatten uzaklaşmak… Çünkü mekanik saat uğraştırıyor. Elektronik saatte pil tak, kayış tak, entegre değiştir; iş bitiyor. Ben de o yolu tercih etmeye çalıştım.

Çok ciddi bir sıkıntıyla ticaret hayatında karşılaştım. Evimi, arabamı, birçok şeyi sattıktan sonra elimde kendime göre değerli ama dükkânıma yakıştıramadığım tarzda 30 köstekli saat kaldı. İstanbul’da bunları ederinin altında sattım. Sonra oturup düşündüm. Alışveriş merkezleri yeni açılmıştı. Benim mesela 100 liraya sattığımı, onlar 80 liraya ve bir yıl vadeli kredi kartlarıyla satabiliyordu. Bizim kapasitemiz buna müsait değildi.

Bunun yanı sıra farkında olamadığım bir altın bileziğim vardı. Bir gecede elimdeki bütün yeni malları kaldırdım. Eski hurdaları koydum. Antika demeyeceğim, hurdaları koydum. Elimde biriktirdiğim, para etmeyecek…”

1993 yılında aldığı bu önemli kararın ardından sürecin oldukça sıkıntılı geçtiğini vurgulayan Pamukoğlu, herkes elektroniğe yönelirken kendisinin eskiye dönmesiyle birlikte müşteri potansiyelinin de değiştiğini söylüyor.

Yelpaze genişledi

Tüm sıkıntıları sabırla aşmaya çalıştığını dile getiren Feti Usta şöyle devam ediyor:

“Bir kere müşteri potansiyelimiz değişti. Müşterinin bana öğrettiği, bana kattığı çok şey oldu. Çünkü ben normal saat tamir etmiş olsaydım ya da babamın, dedemin geçmişte yaptığı gibi mekanik saat tamirciliği yapsaydım, açıkçası saat tamircisinden başka hiçbir şey olmam mümkün değildi.

Şimdi yine saat tamircisiyim, bunu gururla da söylüyorum ama işimin yelpazesi genişledi. Saat kulelerinin yanı sıra bazı müzelerin, vakıfların, belediyelerin işlerini de yapıyoruz. Bunları yaparken restorasyon işlerinde aslına sadık kalmak gerekiyor.”

Terapi mekânı

Çalıştığı mekânı bir terapi merkezi olarak gördüğünü belirten Feti Usta, yaptığı işleri belgelemeye de büyük önem verdiğini söylüyor: “Ben işimde biraz kılım. Hepsini belgeliyorum. Tabii aklım başıma geldikten sonra belgeleme işine başladım. Bana göre üzücü olan, kendi yaptığım bazı işleri belgeleyememiş olmam. Bilinç çoğaldıkça işle ilgili insanlara yaptığın işi ‘Ben bu’ deyip anlatmak yerine göstermek, ‘Bak, eski hali böyleydi, yeni hali böyle’ demek daha sağlıklı, daha inandırıcı oluyor. Mesela restorasyon işinde babamın, dedemin yaptığı gibi bir saatçilik söz konusu değil. Kasayı alıp kurtlanmışsa kurtlanmasını önlemek, cilasını yapmadan önce ahşaptaki kırık dökükleri restore etmek, daha sonra gomalak cilasını kendi fabrikasyon rengine uyduğu şekilde yapmak gerekiyor.”

‘Göz hırsızlığı’ yapmış

Bu aşamaya gelirken “göz hırsızlığı” yaptığını itiraf etmekten de çekinmeyen Feti Usta, saat kulelerinin bakımını anlatırken şöyle diyor: “Elini aç, çevir, bir daire çiz… 25 metre yukarıda, 30 metre yukarıda bir saat kulesinin içinden bahsediyorum. Üç gün orada, tuvalet ve yemek ihtiyacının haricinde hiçbir şey yapmadan çalışıyorsun. Bunları yapmak tabii herkesin mizacı değil. Türkiye’de biz çok az kaldık. Ne bileyim, bir elin parmakları kadar…

Artı bazı söyleyeceğim şeyler de var. Bu işte büyük bir kazanç dilimini üç-beş kişi paylaşmıyor. Hepsi de manevi olarak benim gibi gönül vermiş, işini bir terapi gibi görmüş insanlar. Şunu samimiyetle söyleyebilirim: Bizim işimizin aslı horolojidir. Bir ilim dalı. Avrupa’da tamir eden ciddi anlamda paralar kazanır. İzmir Saat Kulesi’ni yapmak benim için bir prestij. Açıkçası saat kulesi gibi şehre simge olmuş yerleri yapmak bir prestij. Ama insanın sadece saat kulesinde kalmaması lazım.”

Üç-beş kişi yapıyor

Türkiye genelinde bu işi yapan üç-beş usta kaldığına dikkat çeken Feti Pamukoğlu, kendi dükkânını ise mütevazı bir müzeye benzetiyor: “Buraya baktığınızda mütevazı bir müze gibidir. Diğer ustalarımızın mekânlarına gittiğinizde sadece bir atölye havasını, saat tamirhanesi havasını hissedersiniz. Saat kulesinin prestiji olmasına rağmen bence onu taşıyacak bir dükkâna da sahip olmamız lazım. Türkiye’de böyle bir dükkân yok. Mesela kimsenin vitrininde saat kulesi makinesi yok. Benim elimde burada 1650’lerden kalma saatler var. Baktığımızda adamlar o yoklukta, o ilkel koşullarda… Horoloji bir ilim dalı; matematik, fizik ve mekanik üçü birarada. Adamlar bunu keşfetmiş, yapmış.”

Arkadan gelen yok

Feti Pamukoğlu biraz üzgün, biraz kırgın, biraz da dalgın anlatıyor:

“Benim de mesleğimi arkamdan devam ettirecek kimsem yok. Vitrinimin sağ tarafında, benim gibi mesleği devam ettirecek kimsesi kalmamış ustalarımızın bana bıraktığı, manevi değeri yüksek, paradan çok daha önemli şeyler var. Onları orada hayata geçirmeye, yaşatmaya çalışıyorum. Mesleğin bilgisi bende kalmasın diye zaman zaman sanat okullarına, meslek liselerine gidip anlatıyorum. Diyorum ki; burada önce ilgisi olması lazım, bilgi arkadan gelir. İlgisi olsun, tamircilikle başlasın. Ötesi zaten sevdikçe gelir.”

Sohbetimizin sonunda soruyorum:

“Peki, hangi saatler, kaç yıl sonra antika olur?”

Feti Usta’nın cevabı net: “Mekanikte her zaman olur. Size göre çok pahalı olabilir ama içindeki içeriği gördüğünüz zaman ağzınız açık kalır. Şubat dört yılda bir 29 çekiyor. Mekaniğe öyle bir hafıza yapmışlar ki çark dört yıl sonra bir kere çalışıyor ve takvimi 29’a attırıyor. Bir fabrikayı düşünün; kol saatinin içine sığdırmışlar.”

İşte belki de tam burada, Feti Usta’nın bütün hikâyesi saklı. Zamana yetişmek yerine zamanı yaşatmayı seçen bir usta… Ve yüzlerce yıllık saatlerin arasında, geçmişten bugüne uzanan o incecik “tıkır tıkır” ses…

İzmir Saat Kulesi’nin

125 yıllık emektarına

‘Geleneksel Meslek Ödülü’

İzmir Kültürel Miras Rotary Kulübü, İzmir Saat Kulesi’nin 125. yılı kapsamında Kulenin bakım ve onarımını üç kuşaktır sürdüren ailenin temsilcisi saat ustası Feti Pamukoğlu’na "Geleneksel Meslek Ödülü"nü Kemeraltı'ndaki dükkanında düzenlenen törenle takdim etti. Ayvalık’ta bulunmam nedeniyle bu ödül törenine katılmak isterdim. Belki bir gün hocamızı Ayvalık Saatli Camisi’nin tamiri için geldiğinde konuk ederim kendisini.

Geleneksel Meslek Ödülleri’nin ilki

Feti Pamukoğlu’na takdim edilen ödül, İzmir Kültürel Miras Rotary Kulübünün süreklilik kazandırmayı planladığı Geleneksel Meslek Ödülleri projesinin de ilk adımını oluşturuyor. Proje kapsamında İzmir’in kültürel ve toplumsal yaşamına uzun yıllar emek veren; mesleğini özenle sürdüren, bilgisini yeni kuşaklara aktaran usta, zanaatkâr ve meslek insanlarının tanıtılması ve onurlandırılması hedefleniyor. Ödülün her yıl, kentin kültürel değerlerinden birini emeğiyle yaşatan farklı bir isme verilmesi planlanıyor.