Geçen hafta, Hükümet politikası, Pazar Ekonomisi ve Sosyal Devlet konuşmuştuk. Kapitalizm, en eski sistemdir; feodalizmin (toprak ağalığı, tek kişi yönetimi) yıkılınca yerini alan bir süreçtir. Her şey özel sektöre aittir, Devlet denetleme yapar..
Sosyalizmde (Planlı ekonomi) Üretim araçları Devlete aittir. Kâr değil, halka fayda getirmesi beklenir. Yani; Devlet, rekabete açık alanlarda (dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında) Kapitalist, hizmet odaklı işlerde ise (sağlık, eğitim, savunma vs.) Sosyalist olmalıdır. Ancak, Sokrat’tan bu yana hiçbir filozof böyle bir “Tek Devlet” hayal edememiştir. Böylece son dönemlerde üçüncü ekonomik Devlet Görüşü, yani Karma ekonomi oluştu. Kapitalizm ile Sosyalizmdeki olumsuzlukları aşmak için çıkmıştır. Her iki sistemin yapmaması gerekenleri, konu bazında tefrik ederek, diğer sistemi uygular. Akılcı bir tanım ile Pragmatizm (faydacı) de denebilir. Ancak, Genel Devlet yönetiminde ise; Hangi ekonomik sistemi uygularsan uygula; Demokrasi olmadan hiçbiri olmaz. Demokrasi, bahsettiğim ekonomik modellerin “halkın rızasıyla” uygulandığı ana platformdur.

Bazı Ülkeler, (Almanya, Fransa, İngiltere) 19 yüzyıldan itibaren, sistematik değil, ancak dönem şartlarına göre Karma Ekonomi uygulamışlardır. Ancak bunlar zaten endüstrileri gelişmiş ülkelerdi. Bunların arasında Atatürk, ve yönetimindeki T.C. her bir konuda Millet meclisinin onayını alarak, sistematik olarak uygulayan ilk ülkedir. 1923 İzmir iktisat kongresinde uzun uzun anlatır.

Bu sistem ile sermayesi, fabrikası, yetişmiş iş gücü olmayan yoksul ve gelişmekte olan bir ülkeyi sadece 15 yılda . sıfırdan bir sanayi ülkesi yaratmağa çalışması ve başarmasıdır. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, 9 Ocak 1934 tarihinde yapılmıştı.
Bu yönüyle de diğer ülkelerden ayrılır. Bu uygulamalar ile bu ülke insanının yaptığı yatırımlar; yani
tasarrufları AKP ‘nin sattıkları ile ölçülürse; (2002' den 2026 yılına kadar) yaklaşık 65,6 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır..
Üstelik bu rakam satış fiyatı olması gerekenin belki %10’ dur. Muhalifler, özellikle tek adam rejimine geçildiğinden bu yana
Hükümetin sosyal davranmadığını, fakirliğin ülkeyi sardığını söylüyorlar. Ben böyle düşünmüyorum; Sayın Erdoğan ve arkadaşları ortaya çıktıklarından beri “serbest Pazar ekonomisi uygulayacağız” Diyorlar; Vatandaş da oy veriyor; Yani onaylıyor... Ancak, vaat ettikleri “refahı” sağlayamıyorlar.. Çünkü Serbest Pazar ekonomisi ne iş yapması gerektiğini çok iyi bilen ve araştıran, denetleyen, destekleyen, durduran Devlet adamları ile uygulanabilir..

Ülke en son 1946 da CHP ile Dış ticaret fazlası vermiş; Demokrat Parti ve Amerikan Marshall Yardımı ile açık başlamıştı; Çünkü bu yardımın ön koşullarından biri, dış ticaretteki kısıtlamaların kaldırılması idi. Bu sayede, Demokrat Parti’nin ve daha sonra gelen tüm “sağcı” yönetimlerin hiç biri dış ticaret fazlası yapamamıştır. AKP, ise “kendi dallarında belki çok iyi olan bir takım kişileri” hiç bilmedikleri, liyakat sahibi olmadıkları, temel görevleri ucuz ve kaliteli mal üretmek ve ihraç etmek olan Sanayi, Tarım, Maliye vs gibi Bakanlıklarda yönetime getirerek , bu tabloyu iyice içinden çıkmaz hale getirmiştir. Netice de Ülke ( 2022’ de rekor 109 milyar 541 milyon dolar) 78 yıldır dış ticaret açığı vermektedir. Birileri Hereke lisesinin matematik öğretmenin Sanayi Bakanı, seramik şirketi müdüründen Tarım Bakanı yapıyor; sonra niye enflasyon var diyor, bir başkası da abuk sabuk bahane üretiyor..
Bu şartlarda AKP’nin Enflasyonu durdurması mümkün görünmüyor; Ancak yüzde kaç seçmen farkında göreceğiz..