İtalyan edebiyatının önemli ismi Dino Buzzati, romanı Tatar Çölü’nde sarsıcı bir hikaye ile çıkar karşımıza. Harp okulunu bitiren genç teğmen Giovanni Drogo, muayyel bir yer olan Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Daha görür görmez nefret eder bu garnizondan ve ilk fırsatta çekip gitmeyi kafasına koyar teğmen Drogo. Ancak bu sınır bölgesinde geçirdiği yıllar ona, vaktiyle gözünde büyüttüğü askeri zafer tutkusunun kofluğunu ve askerlik hayatının monotonluğunu öğretir. Askerlikte kahramanlık destanı yazabilmek için “Yaşamı boyunca beklediği o an” seneler gelip geçse de bir türlü gelmez. Zamanla “sesi, ihtiyar sesine dönüşür”, “bakışları çok yaşlı bir adamın bakışları gibi sarımtırak ve camdan bir görünüş alır.” Gündelik hayatın durağan ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü’nün sadece kendisinin değil aynı zamanda insanlığın sınır bölgesi olduğunu anlar. Ve çok geçmeden de son nefesini verir Giovanni Drogo…

Buzzati’nin bu kitabını ne zaman yeniden elime alsam, hayatı boyunca istese de yerinden kıpırdayamayan, bir adım atmak için bile kırk hesap yapan insanlar düşer zihnime. Ve bu insanların birçoğunu ise tanıyor olmam, epey yakar canımı. Zira onlar için yapılacak bir şeyin olmadığını anlamak çok iç karartıcı bir durumdur.

Drogo, en azından ulvi bir amaç için, bir zafer anı beklemiş hayatı boyunca. Ancak hayat bildiğini okumuş ve bunu ondan esirgemiştir.

Peki, ya bizler?

Çoğumuzun uğruna bir ömür feda edilecek kadar güçlü bir hayali yoktur. Ancak çakılırız olduğumuz yere yine de. Oysa gitmemiz şarttır! Bulunduğumuz yer cehennemi bir yer. Oradan nefret ederiz. Olur olmaz hemen herkesle paylaşırız da bu niyetimizi. Oradan kaçmak lazım… Ancak kaçamayız. Bin bir türlü bahane uydurup kalırız.

Henüz sırası değil deriz. Daha zaman var canım, daha önümde yıllar var der kalırız. Ürkeriz de bazen, tedirgin oluruz bilinmeyene doğru yelken açmaktan. Kendimizi hazır hissetmeyiz bir türlü. Yeniden başlama, yeni bir hayat kurma fikri gözümüzde büyür durmadan. Bulunduğumuz yerdeki insanların bize ihtiyacı olduğunu öne süreriz. Cesaretlenip tam harekete geçmek üzereyken yeni bir engel çıkarırız önümüze.

Ve yıllar akıp gider bu arada biz farkına varamadan. Zaman tükenmeye başlar. Ancak bizim bahanelerimiz bir türlü tükenmez. Ve yaşlanırız artık gitmeyi beklerken. Bu kez de yaşlanma bahanesi geçmiş olur elimize. Onu öne süreriz ve kalırız teğmen Giovanni Drogo gibi…

Bir ömür boyu cesaret edip gidememiştik, o kadar istediğimiz halde. Ve artık gitme zamanı der Tanrı. Ve eşlik etmek için bir melek gönderir bizlere…

Ve artık gideriz…