Mutlak Butlanı konuşan Türkiye’nin mutlak akıllanması gerekiyor.

Çünkü öyle garip, çapraşık. huzursuzluk yaratan şeyler oluyor ki ülkemizde, bunlardan ancak aklımızı kullanarak kurtulabiliriz. Siyasi çekişmeler, siyasi çıkar hesapları, siyasetçilerin kavgaları ve bunlardan kaynaklanan yönetim ve geçim sancıları milleti yordu, bıktı usandırdı. Millet huzur istiyor, hak-hukuk-adalet istiyor, insanca geçinmek ve gırtlağını sıkan borçlu yaşamdan kurtulmak istiyor. Çok şey mi istiyor yani… Ülkeyi yönetenler bunun farkında değiller mi?

Her gün bir olay, her gün bir siyasi manevra, her gün gözaltılar, her gün insanı çileden çıkaran yönetim kararları…Ne Anayasa tanınıyor, ne kanunlar uygulanıyor, oy çokluğuna güvenen iktidar aklına eseni rahatça yapıyor. Dindar ve kindar bir nesil yaratma söylemiyle yola çıkanlar, çeyrek asıra yaklaşan yönetimlerinde bunu başardılar işte. Sadece kendi taraftarlarını değil, karşılarındakileri de (yani milletin tamamını da) kindar hale getirdiler. Şimdi iktidarıyla muhalefetiyle, köylüsüyle kentlisiyle, çiftçisiyle işçisiyle, genciyle yaşlısıyla, beyaz yakalısıyla kindar bir toplum haline geldik. Birbirini sevmeyen, kardeşçe kucaklaşmayı unutan, kendisi gibi düşünmeyenleri aşağılayan, iteleyen ve düşman gözüyle bakan bir toplum…

Böyle bir toplumun güçlü millet, hatta güçlü devlet imajına, görüntüsüne ve uluslararası değerlendirmesine zarar vermediği düşünülebilir mi? Dünün güçlü Türkiye’sini ne hale getirdik? Evet, dünün Türkiye’sinde de ciddi ve ağır sorunlarımız, kavgacı siyasetçilerimiz, iç ve dış tehlikelerimiz vardı ama böylesini hiç yaşamamış, böylesine sürekli kriz ikliminde hiç boğulmamıştık. Dünün Türkiye’sinde bu kadar büyük dış borcumuz yoktu, merkez bankamızda ihtiyat akçemiz vardı… Enflasyon ekonomimizi şimdi yaşadığımız ölçüde zorlamıyor, milleti geçim sıkıntısına, fakirlik ve yoksulluğa itmiyordu. Ürettiği yiyeceklerle kendine yeten 7 ülkeden biri değil miydik? Şimdi neredeyse tüm yiyeceğimizi dışardan ithal eder hale geldik.

Modern ve yüksek binalarla, alt ve üst geçitlerle, tünellerle, birbirine yakın havaalanlarıyla, uçak filoları ve gösterişli makam arabası zincirleriyle, şık döşenmiş devlet daireleriyle güçlü ve itibarlı devlet olunmuyor. Güçlü ve itibarlı devlet olabilmek için, siyasi ve dini etkilerden arınmış, sadece devlete ve millete odaklanmış sağlıklı ve istikrarlı bir yönetime sahip olmak lazım. Anayasaya saygılı, yasaları herkese eşit şekilde uygulayan, hak-hukuk ve adaletten taviz vermeyen, devletin malını ve gelirini, tek kuruşunu bile heder etmeyen ve etmeyecek bir yönetim… Bugünün tüm yaşlı siyasi kadroları içinde bunu becerebilecek kimseyi görebiliyor musunuz?

İçindeki kendi kurduyla boğuşmaktan, milletin sorunlarına çözüm getiremeyen bir muhalefete sahip olduğumuzu da unutmayalım. Enflasyonu nasıl dizginleyecek? Milli eğitimde, tarımda, milli savunmada, sağlıkta, gençlik sorunlarında, ülkemize yerleşmiş milyonlarca yabancı konusunda ne yapacak? Anayasa’yı değiştirecek mi, terörsüz Türkiye projesini sürdürecek mi? Bunları bilemiyoruz işte. Varsa yoksa iktidarın manevralarına karşı cevap ve mücadele… Gerisini yapacak ve milletin merak ettiği sorulara cevap verecek zamanları yok ki.. Miting yorgunu haline geldiler.

Özgür Özel gecesini gündüzüne katıyor, müthiş bir enerjiyle her şeye koşmaya çalışıyor ama nafile… İktidarla mı mücadele etsin, içindeki zararlı kurtlarla mı? Şu Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığına bakın. Akrep yapmaz onun yaptığını. Şimdi iki genel başkana sahip CHP, aylar sürecek kurultay gayretleriyle zaman kaybedecek. Bu arada Ekrem İmamoğlu’nun da hapiste unutulduğunu ve elaltından yeni bir Cumhurbaşkanı adayı kulislerinin de çaktırmadan başladığını göz ardı etmemeliyiz. Böyle bir ortamda muhalefet erken seçimde ısrar ediyor,(sandıkları getirin)diye meydan okuyor. Okuyor ama boş bir gayretten öteye gitmiyor söylemler ve çabalar. İktidar hiç kaybedeceğini bildiği bir seçime gider mi? Bu yüzden ne zaman gideceğini muhalefet değil, süratle gelişen şartlar belli edecek.

Türkiye’nin giderek meçhule saplanan geleceği siyasi çekişmelerle, menfaat kavgalarıyla, rakibin altına siyasi mayınlar döşemekle düzelemez ve düzeltilemez. Kindar bulutları dağıtmadıkça, milleti kucaklaştırmadıkça, siyasi çıkarlar değil milli menfaatler öne alınmadıkça, sıkıntıları ve huzursuzlukları değil dağıtmak, aksine çoğaltırız. Mutlak butlanla uğraşacağımıza, mutlak ve ortak akılla yürümeli, geleceğimizi ortak duygularla, sevinç ve milli coşkularla planlamalıyız. Bayramlarımız bunun için çok müsait ortamlar yaratır. Bütün iş bu müsait ortamı değerlendirmesi gereken siyasetçilerdedir. Bari bunu deneseler diyeceğim ama olmayacak duaya da amin demekten sıkıldık artık. İnşallah bu kere böyle olmaz.

Mutlak akıllan Türkiye’m diyerek, Kurban bayramınızı en içten duygularla kutluyor, hepinize sağlıklı ve mutlu bir gelecek diliyorum.