Geride bıraktığımız asırda “Siyasetçilik” giderek, bir “para kazanma, geçinme usulü” haline geldi…(en azından görünen o) Böyle olmasını önleyecek, yasaklayacak, ya da vekillerin kendileri değil de, daha çok Millet için var olmalarını gerektiren bir kanun da yok…Böyle olunca (bazı?) Vekillerin, hatta partilerin var olmak, ve tekrar seçilmek maksatlı Millet için yaptıklarını değil, daha çok “algılattıklarını” görür olduk…

CHP’nin, Kayyum ve Butlan yöneticileri de, “sahici yönetimde“ oldukları dönemde her konuda sadece algı yaptıklarını iddia ettikleri AKP’yi, bugün algı yaratmada geçtiler.

Kayyum’un sinema figürasyonu ile yaratmağa çalıştığı “Rozet takma” Algısı, yüzlerine gözlerine bulaştı. Bu şahsı Butlancılar görevden almak istemişler, “gitmem; beni buraya Yüce Türk Adaleti koydu!!” diyormuş…

Bu vatandaşlar CHP’yi aklayacaklar..!!!

Normal vatandaşımızı bu duruma düşmekten Allah korusun…

Yeni Parti kurucularının ne kadar haklı oldukları ayan beyan meydanda…

Diğer konumuz; KÜRT SORUNU.

MHP’nin başlattığı “Sorun Araştırması ve kanunu” çıkamıyor.

Zaten bugüne kadar bu sorunun ne olduğunu da anlayamadım.

Aklına güvendiğim “Kürtçü” politikacı; tutuklu Demirtaş : “Daha önce 'yoktur' denilen Kürt Sorunu için bugün de 'çözüldü' deniliyor. İlki doğru değildi, ikincisi de değil.” demiş.

Ne anladınız? Ben de; yine anlamadım?

Moda olduğu için yapay zekaya sordum…

Kürt meselesi; Kürt nüfusun temel hakları, kimlik tanınması, ana dil kullanımı ve bölgesel eşitsizlikler gibi talepleri ile devletin güvenlik, birlik ve bütünlük politikaları arasındaki tarihi, siyasi ve sosyal sorunların bütünüdür.”

Benim bu “çok bilimsel ve janjanlı!!” tariften anladığım;

Osmanlıdan beri batı parmağı ile karıştırılan ülkemizdeki Petrol Bölgesi siyasetçilerinin “fırsattan istifade” bu defa kendilerinin “Şıh”, “Ağa” olduğu bir rejim yaratıp, Hazineden pay kapmasıdır.

106 yıl evvel, BÜYÜK ATATÜRK, tüm Anadolu insanlarını bir araya getirdi ve Fransız İhtilali ile Dünyayı değiştiren (Liberté, Égalité, Fraternité), özgürlük, eşitlik ve kardeşlik düşüncesine, Atalardan kalan “Birlikten kuvvet doğar;” mottosunu da katarak Büyük Millet Meclisi’ni (23. Nisan 1920) kurdu. 20 Ocak 1921 de ise ülke yapısını ve BMM’nin yetkilerini belirlemeye odaklanan “Anayasa” kabul edildi. Osmanlının 1876 Kanun-i Esasi hükümleri kullanılmıştı. Ancak; "Türk" ifadesi yoktu. "Millet", "Halk" ve "Türkiye ahalisi" gibi kavramlar bulunuyordu.

Daha kapsamlı hazırlanan 1924 Anayasası'nın 88. maddesinde "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur" denmiştir. Her iki Anayasa da oybirliği ile kabul edilmişti. Vekiller arasında da Kürtler var idi…

Atatürk kısaca “Ne mutlu Türküm diyene!!” demiş, “Türklere” dememiştir.

Bu konu daha çok su kaldıracak; Haftaya devam edeceğim…