DOKUZ YIL SONRA SKALOCHORİ’YE DÖNDÜK; ELİZABETH TEYZE İLE KUCAKLAŞTIK
Köye ulaştığımızda Elizabeth Teyze’nin dükkanının hâlâ açık olduğunu görünce çok sevindik. Teyze ile sarmaş dolaş olduk. Ayşe’nin dokuz yıl önce hediye ettiği yüzüğü çekmecesinden çıkarıp gösterdi. O an yaşadığımız mutluluğu tarif etmek gerçekten zor.
Yunan adaları üzerine sayısız gezi yazısı yazılıyor. Ancak bir yeri gerçekten tanımak için sadece sahillerini görmek yetmez; insanlarıyla tanışmak, aynı sofrada oturmak ve gündelik hayatın içine karışmak gerekir. Sıcak dostluklar kurmak da o kadar önemli ki, bunun yanı sıra yeme-içme kültürünü deneyimlemek gerektiğine de inanıyorum. Özellikle herkesin gittiği turistik noktalardan çok, yerel halkın tercih ettiği mekânları keşfetmek ve onların gündelik yaşamlarına tanıklık etmek bana daha anlamlı geliyor.
Yunan adalarında tatil yapmayı seviyorum. Çünkü bana yabancı bir kültür gibi gelmiyor. Yaşam tarzlarımız ve mutfak kültürümüz birbirine o kadar benziyor ki... Çok severek yediğim patlıcanlı yemekler, karnıyarıklar, güveçler ve daha niceleri, bildiğimiz anne yemekleri...
Ben adalara giderken, “Karides tava burada şu kadar, kalamar ızgara bu kadar” hesabı yapmıyorum. Tatilin maliyet hesabına indirgenmesini doğru bulmuyorum. Yanıma ihtiyacım kadar euro alıyor, mümkün olduğunca kredi kartı kullanmadan gezmeye çalışıyorum.
Geçtiğimiz Kurban Bayramı öncesinde eşim Ayşe ile birlikte yeniden Midilli’ye gitmeye karar verdik. Daha önce birçok kez ziyaret ettiğimiz adada, Petra’da beş gecelik bir otel rezervasyonu yaptık. Uygun koşullarda aracımızı kiraladık, Jalemtur’dan biletlerimizi aldık ve yola çıktık.
‘Acaba hâlâ yaşıyor mu’
Bu yolculukta en çok merak ettiğimiz kişi ise Elizabeth Teyze’ydi.
Dokuz yıl önce yine Midilli’de 14 günlük bir tatil yapmış, adanın neredeyse tüm koylarını, plajlarını ve dağ köylerini dolaşmıştık. İşte o gezide tanışmıştık Elizabeth Teyze ile. Skalochori köy meydanındaki birkaç yüz yıllık çınar ağacının gölgesinde bulunan küçük bakkal dükkânını işletiyordu.
Yol boyunca Ayşe ile aynı şeyi konuştuk:
“Acaba hâlâ yaşıyor mu? Dükkânı açık mı?”
Petra sahilinde, Arnavut Rıdvan’ın restoranında yediğimiz akşam yemeğinin ardından otelimize yerleştik. Ertesi sabah kahvaltımızı yapar yapmaz Skalochori’ye doğru yola çıktık. Petra’ya yalnızca 16 kilometre uzaklıktaki köy, yüksek ve kayalık bir tepenin yamacında yer alıyor. Ege Denizi’ne bakan muhteşem manzarası, taş evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları ve renkli kapılarıyla her zaman ilgimizi çekmiştir.
Geçmiş tatilimizde, meydandaki asırlık çınarın altında bulunan ve daha çok yerel halkın tercih ettiği restorana iki günde bir uğrar, uzun ve keyifli akşamlar geçirirdik. Köye vardığımızda aracımızı otoparka bıraktık.
Hediye yüzük
Köy meydanına ulaştığımızda Elizabeth Teyze’nin hayatta olduğunu ve dükkânının hâlâ açık olduğunu görünce çok sevindik. Ayşe ile sarmaş dolaş oldular. Elizabeth Teyze, Ayşe’nin dokuz yıl önce hediye ettiği yüzüğü çekmecesinden çıkarıp gösterdi. O an yaşanan mutluluğu tarif etmek gerçekten zor.
Ancak bizi üzen bir manzarayla da karşılaştık. Asırlık çınarın altındaki o güzel mekân kapanmış, masa ve sandalyeler kaldırılmıştı. Meydanın eski canlılığından eser kalmamıştı. Sanki köyün hafızasından küçük bir parça eksilmiş gibiydi.
Dönüşümüzden bir gün önce Elizabeth Teyze’ye hoşuna gideceğini düşündüğümüz bir kıyafet hediye ettik. Çok mutlu oldu. Onu Ayvalık’a davet ettik ama bunun mümkün olmayacağını söyledi. Yine de kısa süre sonra Skalochori’de yeniden buluşmak üzere sözleştik. Midilli’den ayrılırken aklımızda en çok kalan şey manzaralar ya da sofralar değil, Skalochori’de yıllara meydan okuyan o dostluk oldu. Çünkü bazı dostluklar için ortak bir dil değil, samimiyet yeterli oluyor.
Yerel lezzetler
Biraz da yerel lezzetlerden söz etmek istiyorum.
Midilli’de önerebileceğim doyumsuz lezzet duraklarından biri, Mitilini çarşısının içinde yer alan küçük ve sıcak bir mekân. Değerli dostum Lefteris’in annesiyle birlikte işlettiği bu yerde, sokak boyunca sıralanmış ahşap masalarda, muhteşem bir atmosfer eşliğinde bir annenin elinden çıkan ev yemeklerinin tadına bakabilirsiniz.
Bir diğer favorim ise kent merkezine yaklaşık 60 kilometre uzaklıktaki Petra Köyü’nde bulunan Arnavut Rıdvan’ın yeri. Pırlanta gibi plajları ve sakinliğiyle her zaman tercih ettiğim Petra’da Rıdvan, akıcı Türkçesi ve samimi tavırlarıyla konuklarıyla yakından ilgileniyor. Burada özellikle deniz ürünlerinin lezzeti hafızalarda yer edecek türden.
Adanın çevresinde aracımızla dolaşırken keşfettiğimiz, dışarıdan gelenlerin pek uğramadığı küçük koylar ve gizli kalmış pek çok mekân da var. Her birinde yerel lezzetlerin tadına bakmış, notlar almış; her Midilli ziyaretimizde de mutlaka bu duraklara yeniden uğramışızdır.
Köy kahvesinde yarım saat
Midilliyi bizim için özel kılan yalnızca dostluklar değil, adanın gündelik yaşamını yansıtan küçük lokantalar ve aile işletmeleri de oluyor. Midilli’de geçirdiğimiz beş gün boyunca yine yerel lokantaları tercih ettik. Bunun nedeni yalnızca ekonomik kaygılar değildi. Asıl amacımız, klasik turist menülerinin dışına çıkarak adanın gerçek mutfağını, gündelik yaşamını ve kültürünü biraz daha yakından tanımaktı.
Bir adayı tanımak için haritalara bakmak, müzelerini gezmek ya da en ünlü mekânlarında yemek yemek yetmiyor. Bazen bir köy kahvesinde geçirilen yarım saat, bazen bir esnafın anlattığı hikâye, bazen de gün batımında denize karşı içilen bir kahve o adanın ruhunu anlamaya yetiyor. Midilli, her gidişimizde bize bunu yeniden hatırlatıyor. Bu yüzden ayrılırken aklımızın bir köşesinde hep aynı düşünce kalıyor: Bir sonraki gelişimizde keşfedilecek daha çok sokak, dinlenecek daha çok hikâye var.

Skalochori köy meydanındaki tavernada
vakit geçirirken Elizabeth Teyze ile tanıştık
2017 yılında eşim Ayşe'nin ve benim yıllık izinlerimiz hâlâ duruyordu. Ağustos ayına gelmiştik ve henüz tatil planımızı netleştirememiştik. Yunan adalarını sevdiğimiz için - yanlış anlaşılmasın, Gökçeada, Bozcaada, Avşa ve Marmara adalarına da defalarca gittik-önce Sakız ve Sisam'ı düşündük, sonra vazgeçtik. Daha önce Thassos'ta 17 gün kalmış, adanın tadına doyamamıştık. Bu kez Midilli'de uzun bir tatilin bize iyi geleceğine karar verdik. Anaxos Skoutarou'da havuzlu bir otelde 14 günlük rezervasyon yaptırdık ve kendi aracımızla yola çıktık. İki hafta boyunca adanın dört bir yanını, köylerini, koylarını ve kıyılarını dolaştık. İşte o günlerde, Skalochori köy meydanındaki tavernada vakit geçirirken Elizabeth Teyze ile tanıştık. O Türkçe bilmiyordu, biz Yunanca... Buna rağmen özellikle Ayşe ile aralarında öylesine sıcak bir bağ oluştu ki birbirlerine hediyeler verdiler. Ayşe parmağındaki yüzüğü çıkarıp Elizabeth Teyze'ye hediye etti. Dönüş günümüzde uğradığımızda ise teyze bizi hediyelere boğdu. Kısacık bir zamanda, unutulmayacak bir dostluk kurulmuştu aramızda.
Keşfedilecek daha çok sokak,
dinlenecek daha çok hikaye var
Aradan yaklaşık on yıl geçti. Midilli'ye yeniden gidip mahalle bakkalını bulmak ve Elizabeth Teyze ile tekrar karşılaşıp kucaklaşmak öylesine güzel bir duyguydu ki tarif etmem zor. Keşke bizimle gelebilseydi, keşke onu Ayvalık'ta ağırlayabilseydik. Ancak bakkalı bırakacak kimsenin olmadığını ısrarla söyledi. Sanırım köyünden ayrılmak da istemiyordu. Sohbetimiz sırasında, Osmanlı döneminde köyünün adının Çömlek Köyü olduğunu da hatırlattı bize. Ah, bir de ortak bir dil konuşabilseydik... Belki o zaman anlatacaklarımız daha çok olurdu. Bir sonraki gelişimizde keşfedilecek daha çok sokak, dinlenecek daha çok hikaye var.

Lefteris’in annesi Despoina Teyze’nin
elinden çıkan her yemek lezzetli
Midilli’de önerebileceğim doyumsuz lezzet duraklarından biri, Mitilini çarşısının içinde yer alan küçük ve sıcak bir mekân. Değerli dostum Lefteris’in annesiyle birlikte işlettiği bu yerde, sokak boyunca sıralanmış ahşap masalarda, muhteşem bir atmosfer eşliğinde bir annenin elinden çıkan ev yemeklerinin tadına bakabilirsiniz. Lefteris’in annesi Despoına Teyze’nin elinden çıkan her yemek lezzetliydi; ancak özellikle favasının damağınızda bıraktığı tat gün boyunca unutulmuyor.