Doğa tahribatı hız kesmeden sürüyor.Buna orman yangınları ile zeytinlik alanların biçilmesi de eklenince,yeşil zengini güzelim ülkemiz yeşil fakirliğine doğru koşuyor.
Birkaç gün Marmaris-Datça civarını dolaştım.Yangından kelleşen dağları tepeleri gördükçe içim sızladı.Sadece yangın değil, plansız ve vahşi yapılaşmalar da,önüne gelene dağıtılan taşocakları ve maden izinleri de büyük zarar veriyor ormanlarımıza.Eskiden daha iyi koruyorduk,daha önem veriyorduk, daha iyi eğitiyorduk halkımızı ve gençlerimizi. Okullar tatildeyken ormanlarda kamplar yapılırdı.Orman bölgelerine kurulan Kızılay’ın çadırlarında onbinlerce genç tatil yapar, ülkemizin doğasını ve güzelliklerini paylaşır, ormanın değerini öğrenirdi.Şimdi gençlere dönük ciddi bir programımız yok maalesef. Hali vakti yerinde olanların çocukları tatile gidebiliyor ama,çok büyük bir çoğunluk bırakın tatili,dara düşen aileleriyle birlikte karnını zor doyuruyor.
Özal döneminde, Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı iken gençlere yönelik bir proje geliştirmiş ve Çevre izciliği teşkilatını kurmuştum.Marmaris ve Bolu Aladağ’da iki kamp sahası tespit etmiş,çadırlarını milli bankaların yardımıyla Nazilli’de yaptırmış,Milli Eğitim Bakanlığıyla çalışarak,sınıfını takdirnameyle geçen öğrencileri tespit edip,kamp eğitim programlarını oluşturmuştuk. İzci kıyafetlerinin kumaşını Sümerbank’tan almış,dikimini Ankara’daki askeri dikimevinde yaptırmış,yiyeceği ise Orman Teşkilatının mutfağından sağlamıştım.Bütün bunları projemi destekleyen rahmetli Başbakan Özal’ın ve kamu kurum ve kuruluşlarının yardımıyla parasız gerçekleştirdim.Bu arada rahmetli Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol’un, Orman Bakanı Hasan Ekinci’nin ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in unutulmaz desteklerini de yeri gelmişken belirtmeliyim.
3 ay ve 10 günlük dönemler halinde süren 2000 kişilik bu kamplarda çocuklara çevre bilinci aşılanır,ormanlarda eğitimler,sahillerde temizlikler,tarlalarda çiftçilerle birlikte üretim çalışmaları yapılır,tohumlar ekilirdi.Sabah çadır içi ve çevresindeki mıntıka temizliğinden sonra 20 dakika vatan,bayrak,doğa ve insan sevgisini işleyen konferanslar verilirdi.Geceleri kamp ateşi yakılır,şiirler okunur,şarkılar söylenir, dönem sonlarında da Muğla’nın ilçe merkezlerinde bando ve mızıka eşliğinde geçit törenleri yapılırdı.Caddelerin kenarlarında toplanan büyük kalabalıklar gençlerin üzerlerine çiçekler yağdırırlar,alkışlarla coştururlardı.Düzenli geçişin en önünde izci üniformamla ve kaz adımlarıyla geçişimi hala unutamam.
Marmaris kampımı dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez De Cuelar açmış ve gençlere yönelik bu modeli tüm dünyaya örnek göstermişti.Konuyu daha fazla uzatmayayım,iktidar değişikliği sonucu çevre izcileri de tarihe karıştı.Ancak değişen iktidarın lideri rahmetli Süleyman Demirel,yıllar sonra beni arayarak (Yanlış yaptık.Bu senin çevre izcilerin gerçekten çok faydalıymış.Gel bunu yeniden ayağa kaldıralım)dedi.Onca emeğin,onca gayretin,onca çalışmanın boşa gitmesine çok üzülmüş,çok kırılmıştım. 10 yıllık devlet hizmetimden sonra özel sektöre geçmiş,Bodrum’da Akdeniz ve Ege’nin ağaç,bitki,çalı ve çiçeklerinden oluşan büyük seralar kurmuştum.Bu işi yarıda bırakmamın zor olduğunu belirtmiş,teşekkür etmiş,ancak projeyi canlandıracak kadroya uzaktan yardımcı ve destek olabileceğimi söylemiştim.
Bunları yazmamın ve geçmişi hatırlatmamın nedeni,gençliğe yönelik benzer projeler hala ve kolaylıkla yapılabilir.Şehircilik,Orman-Milli Eğitim- Gençlik ve spor Bakanlıkları ile Belediyeler, Kızılay,hatta özel-resmi tüm Üniversiteler,özel-resmi tüm bankalar gençlik kampları oluşturabilir,tatil döneminde yüzbinlerce genç spor yapabilir, denize girebilir,doğa ve vatan sevgisini işleyen çalışmalara katılabilir.Bu organizasyonları yapmak zor değildir.Çok sayıda izci eğitmenimiz vardır.İzci kamp programları vardır. Kamplar için ülkenin her yanında muhteşem yerlere sahibiz.Böylesine yararlı projeler için her taraftan yardım yağar. Yeter ki,bu ve benzer projeleri yürütecek, sürükleyecek,hedefine götürecek idealist, dürüst ve namuslu önderleri bulalım.Unumuz var,yağımız var,şekerimiz var.Elbetteki helvayı yapacak gücümüz ve imkanımız da var.Haydi bir an önce çocuklarımıza,gençlerimize sahip çıkacak kamplarımızı oluşturalım.
Çevre izciliği modelini yeniden hayata geçirebilirsek,bu kamplarda gençlerimize ve çocuklarımıza doğa bilincini yeterince aşılayabilirsek,koruma anlayışını ve önlemlerini iyi öğretebilirsek,bir taşla birkaç kuş vurmuş oluruz.Devletimizin,kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörün gençler için yapacağı bu organizasyon ve çalışmaların çok faydalı olacağına inanıyorum.