Yıllar önce annemle yaptığım bir konuşma, geçenlerde yeniden kişisel geçmişimin labirentlerine kaldırıp attı beni. Annem, o dönemlerde anlattığına göre ciddi bir yoksulluk, çok ağır bir stres ve aman vermeyen günlük rutin işlerin pençesindeymiş, ben karnında iken. Ve henüz anne karnında yaşadıklarımın bugüne yansıyan önemli etkileriyle bir kez daha karşılaştım labirentte sıkıntı içinde, müstehzi bir yüz ifadesiyle dolaşırken… Kimini uzmanlarla paylaşmıştım geçmişte. Kimisini dövüşüp dalaşarak halletmeye çalıştım… İnsanın içini konu edinen onca kitap okudum, insanları ve kendimi gözlemledim, uzmanlara, iç sesime ve bedenime kulak verdim. Bilimi rehber edindim. Ama çok geçmeden anladım ki, bilim de yetmiyordu tek başına… Bu kez manevi evrenime, duygularıma, sezgilerime, içgüdülerime, içimdeki marazi ve kötü yanlara da odaklandım…
Ve geçen yıl bir yazı düştü önüme.
Ve uzak geçmişte benden çok daha ağır şeyler yaşamak zorunda kalmış kader arkadaşlarımı buldum orada…
Önce deriiiin bir soluk almak ve nakletmeye öyle başlamak istedim…
Buyurunuz…
Hitler Almanyası’nın başlattığı ve en az 60 milyon insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı’nda, etkileri onlarca yıla yayılan çok korkunç bir şey daha yaşandı…
Naziler, Hollandalı direnişçiler müttefiklere yardım ediyor gerekçesiyle bu ülkeye katı bir gıda ve yakıt ambargosu başlatır Eylül 1944’te.
Halk yiyecek bulamaz. Aç kalan insanlar; lale soğanı, ağaç kabuğu, çim çorbası, patates kabuğu, pancar posası ve hatta evcil hayvanlarını yer. Çok ağır bir stres altında kalan anneler besleyemedikleri, ısıtamadıkları küçük çocuklarını kiliselere teslim etmek zorunda kaldılar, daha iyi bakılır umuduyla. Ancak annelerin çilesi bitmemişti.
Ve bütün bu namussuzca girişimin en ağır faturasını, o sıralarda anne karnındaki çocuklar ödedi ne yazık ki. Anne karnındaki bebek, hem annenin çektiği o ağır açlığa maruz kalıyor, diğer yandan da baş edilmesi çok zor bir strese…
1945 yılı mayıs ayında savaşın bitimine karar geçen sürede yaklaşık 22 bin kişi ölürken, doğan kıtlık çocuklarını çok zorlu ve amansız bir gelecek bekliyordu. Ve bebeklere doğumlarından ölüme dek sayısız hastalık ve bela eşlik edecekti…
Ne miydi bunlar?
Şizofreni, içe kapanıklık, obezite, depresyon, vücut anomalileri, şeker hastalığı, tansiyon, meme kanseri, omurilik sıvısı taşması, çeşitli enfeksiyonlara duyarlı bir beden. Kronik ve salgın hastalıklara yatkınlık, büyüme geriliği ve raşitizm…
Ve bu belaların tetiklediği daha nice başkaca sıkıntılar…
Bunları nereden mi biliyoruz?
2006 yılında Hollanda’da açlık kışını kapsayacak şekilde, Kasım 1944 ile Şubat 1947 yılları arasında başkent Amsterdam'da doğmuş ve bir ömür hayatları kararmış 2414 kişi incelendi de oradan…
Hayat hiçbir şeyi affetmiyor…
Tanrı hepimizin bu alandaki sersemlik ve günahlarını affetsin…