El attığı her şeyin ters gittiğini, yaptığı onca “sağlam” plana rağmen işlerin yine de sarpa sardığından yakınan dostlarınız vardır mutlaka sizin de çevrenizde. Benim epey var. Genellikle iyi, yetenekli, tutarlı, kararlı insanlar. Biriyle epey cebelleştik geçen gece bu konu üzerinde. Ve sanırım pek de ikna olmadı. Bu durumda da devreye bir başka yazarın tuttuğum bir aforizması girdi.

“Yazarların önemli bir kısmında biraz hıyarlık vardır,” der, “onlar yazarak düşünürler çünkü…”

Gece ikna edemedik dostumuzu, gündüz devam edeyim dedim ben de…

Yazarak…

Efendim, önemli adam ve kadınlar, mealen derler ki:

“Hayat, biz dört dörtlük planlar yaparken başımıza gelenlerdir…”

Peki, bu neden böyledir?

Neden genellikle yaptığımız planlar ayağımıza dolaşır? Neden, beklentilerimizin tamamen dışında, bambaşka sonuçlar üretir o kılı kırk yararak hazırladığımız planlar?

Yeteneksiz bireyler olduğumuz için mi yaşanır bu, yoksa hayatın küçük bir oyunu mudur?

Kim bilir, belki de önemsiz gördüğümüz küçük bir ayrıntıyı es geçmişizdir.

Ve aksilik bu ya, şeytan efendi tam da o ayrıntıda gizlemiştir kendini!

Hatta bazen, şeytanın bile şapka çıkaracağı planlarımız bile akamete uğrar hayat karşısında. Neden acaba? İnsanoğlunun hayatın sırrına hiçbir zaman eremeyeceğinden olabilir mi?

Bu da mümkün der bilge insanlar…

Mesela iyi insanlar belayı kendine çeker derler. Hatta demelerine de gerek yok. Onlar eninde sonunda gider bulurlar belayı. Peki, neden? İyilikle bela arasındaki sınır sandığımızdan daha belirsiz olmasın sakın?

Ya da şöyle düşünmemiz de mümkün mü acaba? Vicdanın, “Kaçma yardım et,” dediği yerde mi pusuya yatıyor bela genellikle?

Ve bütün bunların yaptığımız onca planla ilişkisi var mıdır? Varsa da nasıl bir ilişkidir bu?

Ve buradan şöyle bir sonuç mu çıkarmamız gerekiyor:

Efendim, genellikle kötü insanların daha iyi, rasyonel plan yaptığı ve iyilerden çok daha kazançlı çıktıkları söylenir. Genel kabul gören bir teoridir.

İyi de, neden?

Belki de kötülükte, iyilerde olan ahlaki sınırlar olmadığı içindir. Hay Allah...

Bu hayatın tekrarı yok ne yazık ki. Kopyası yok. Bu hayatta staj gördükten sonra asıl hayatını yaşamaya başlamıyorsun. Yaşayıp gittiğin şeyin ta kendisidir hayat dediğin!

Sonuçta kesin bir karar vermek lazım gelir. Hayat bir serüven mi, yoksa sakalını engebeli hayat yollarında ağartmış yetenekli doktorların elimize tutuşturacağı bir reçete mi?

Hangisi? Belki de biraz ondan, biraz bundan…

Planlarımız hiçbir zaman tam olarak istediğimiz sonucu vermeyecektir. Bazıları tutacak, bazıları elimizde kalacak. Bazen mutlu olacağız, bazen üzüleceğiz. Ve asla, “Bu, benim başıma gelmez,” demeyeceğiz. Çıkıp gelir!

Ve hayat bizi pek de iplemeden bildiğini okumaya devam edecek.

Olabildiğince keyfini çıkarmaya bakmak lazım, yaşadığımız sürece.

Başka bir yol yok, ne yazık ki…

Hepsi bu sevgili dost…