Olası hasarlar ve çıkış yolları, Türkiye ekonomisi savaştan nasıl etkilenecek?
Türkiye ekonomisinin savaştan nasıl etkileneceği sorusunun yanıtını ararken, öncelikle “Savaş başlamadan önce ekonominin durumu neydi” tespitini yapmamız gerekiyor.
Yüksek Enflasyon, iç ve dış açık, artan miktarda özellikle enerji ve sanayide ara girdi ithalat bağımlığı… TÜİK’e göre dünyanın en yüksek üçüncü enflasyonunu yaşıyoruz. TÜİK ve Dünya Gıda Teşkilatı FAO’ya göre, 2021 yılından bu yana dünya gıda fiyatları yüzde 3 gerilerken, Türkiye’de yüzde 689 arttı.
Tarım üretimini ve çiftçi nüfusunu kaybediyoruz. AKP döneminde tarımın milli gelir (GSYH) içindeki payı yüzde 10.3’ten, yüzde 5.2’ye, sanayinin payı da yüzde 20.8’den yüzde 18.1’e geriledi.
Hem iç açık hem dış açık veriyoruz. Her ne olursa olsun, Türkiye’ye döviz gelsin diye uygulanan para politikaları ile Türkiye sıcak paraya ve dış borca bağımlı hale geldi. Dış ticaret açığımız 92 milyar dolar, cari açığımız 25 milyar doları buldu. Bütçe açıkları, bütçeden faiz ödemeleri ve merkezi yönetimin borç stokları sürekli artıyor.
ENERJİDE YÜZDE 90 ÜZERİNDE DIŞA BAĞIMLIYIZ
Petrolde yüzde 92, doğalgazda yüzde 98 oranında dışa bağımlıyız. Kok kömürü de etkilendiğinde her yıl 72.4 milyar dolarlık enerji ithal ediyoruz. İşlenmiş akaryakıt ürünleri ve elektrik ihracatını çıkardıktan sonra enerji ithalatındaki net açığımız yıllık 57 milyar dolar.
Hükümet orta vadeli programda petrol fiyatlarının 65 dolar olarak öngördü. Savaş nedeniyle dün 100 doları aştı. 150-180 dolarlık petrol fiyatlarından söz ediliyor.
Merkez Bankasının bir çalışmasına göre petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, enflasyonda 1 puan etki yapıyor. 35 dolarlık artış zaten hayal olan yüzde 16 enflasyonunu tutmamasının yeni bir gerekçesi olacak. TÜİK ne yapar bilmiyorum ama şu sıralarda zaten yüzde 55 olan hane halkı enflasyon beklentilerinin yüzde 65-70’lere çıkması, ENAG enflasyonunun da 2026 sonunda yüzde 60’ları aşması kuvvetle muhtemel.
Petroldeki her 10 dolarlık artışın cari açığı yaklaşık 2.5 milyar dolar artıracağı öngörülüyor. Sadece enerjiden kaynaklanan cari açık artışı 10-12 milyar doları, diğer ithalat kalemlerindeki artışla birlikte cari açıktaki artışın 20-25 milyar doları bulup 45-50 milyar dolara çıkma riski var.
Doğalgazdaki fiyat artışları, sadece enerjide ısınma ve elektrik santrallarını etkilemekle kalmıyor. Gübre fiyatlarını da tırmandırıyor. Artın gübre fiyatlarının iki türlü etkisi olacak. Çiftçilerin bir kısmı tarlasına gübre atamayacak, verim ve arz düşecek fiyatlar artacak. Yüksek maliyetli gübre atanların da üretimleri artsa bile maliyetleri nedeniyle gıda fiyatları her halükârda artacak.
TARIMDA VE SANAYİDE DE DIŞA BAĞIMLIYIZ
Dışa bağımlılığımız sadece enerji ve tarımda değil. Özellikle 2003’ten beri uygulanan sıcak para ucuz döviz politikaları nedeniyle, Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücü geriledi. İhracat ve üretim yerine dış borç bulup ithalat yapmak daha cazip hale geldi. Türkiye’nin toplam ithalatında ara malları ithalatının payı yüzde 68…
Kısacası, enerjide, özellikle tarımda, sanayide, dış borcun çevrilmesinde kendi kendine yeten bir ülke konumunda değiliz. Bu da çevremizdeki savaş nedeniyle oluşabilecek kırılganlıkların artmasına neden olabilir.
Cari açığın büyümesi sonucunda ortada tercih edilecek iki yol var. Ya döviz kuru serbest bırakılacak. Bu cari açığı azaltıp enflasyonist etkiyi artıracak. Ya da uzun bir süredir yapıldığı gibi iktidar ve Merkez Bankası, döviz kurunu faiz ile baskılayacak. Daha yüksek faizle dışarıdan döviz bulacağız, Türkiye’den yurt dışına, içeride de yoksuldan devlete borç veren zengin kesime daha fazla kaynak aktaracağız, bütçedeki faiz ödemeleri şişecek.
ENFLASON STAGFLASYONA DÖNEBİLİR Mİ?
Olası olumsuzlukları şöyle özetleyebiliriz. Merkez Bankasının beklenen faiz indirimleri ertelenecek. İşletmelerin krediye ulaşımı zorlaşacak. Üretim gerileyecek, işçi çıkarmalar artacak. Hem cari açık hem enflasyon artarken, bu kez enflasyon ortamında durgunluk başlama riski yüksek. Bu da enflasyondan daha beter bir hastalığı enflasyon izcinde durgunluk dediğimiz stagflasyon sürecine girmemize neden olabilecek.
Savaş çıktığında, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın komik gerekçelerle tutuklanması ve görevden alınması da, ekonomi dışı faktörlerin piyasa üzerindeki olumsuz etkilerinin artarak devam edeceğini gösteriyor.
YENİ KAYNAKLAR İÇİN ÇARE
Çare nedir diye sorarsanız, artan bütçe açıkları ve kaynak ayırmamız gereken savunma harcamalarını karşılamak için, zaten iflahı kesilen dar gelirlilerin vergilerine abanmak değil kuşkusuz. Bu açıkları karşılayacak kaynak çok.
Hükümet, şatafat harcamalarından vaz geçecek. Gereksiz ya da şişirilmiş fiyatlarla yapılan ihalelere son verilecek. 2026 yılında 240 milyar lirayı bulması beklenen Hazine Garantili Ödemeleri durduracak. 2026 yılında vergi harcaması adı altında şirketlerin kurumlar vergisi ve KDV muafiyetleri 1 trilyon 240 milyar lirayı buluyor. Almaktan vazgeçtiği bu vergiyi alacak. Ve en önemlisi de miktarını bilemiyoruz ama tarikatlara bağlı vakıfların yüzde 100 vergi muafiyeti ile paralel maliye gibi vergi toplamasına son verecek. Eğer bunlar yapılırsa, çevremizdeki savaşın neden olduğu kırılganlıkları hasarsız ya da en düşük hasarla atlamak mümkün olabilir. Bitti.