Enflasyon verileri açıklandı. TÜİK’e ve bağımsız iktisatçılardan oluşan ENAG’a göre enflasyon hesapları arasındaki fark yine belirgin bir şekilde kendini gösterdi. Ocak ayı ve son 12 aylık enflasyon oranları şöyle:

KURUM Ocak 12 Aylık

TÜİK %4.84 %30.65

ENAG %6.32 %53.42

Aralık ayında, başta akaryakıt olmak üzere kimi zamlar ertelenmiş, aylık enflasyon yüzde 1’in bile altında yüzde 0.89 olarak açıklanmış, emekli aylıkları ile ücret artışları da düşük açıklanan enflasyona göre belirlenmişti.

Şubat ayında da enflasyon verileri yüksek çıkacak. Sonra bir taraftan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, diğer taraftan Merkez Bankası yönetimi “Dezenflasyon programımız çalışıyor, enflasyon düşüyor” diyerek algı yaratmaya devam edecekler.

Hayır efendim, enflasyon düşmeyecek. Türkiye’de yapışkan bir enflasyon var. İktidarın ekonomi – politik tercihleri, enflasyonun düşmemesinin en önemli nedeni…

Şimşek ve Merkez Bankası ekibi, ücretleri baskılayarak piyasada talebi kısacaklarını ve bu sayede enflasyonu düşüreceklerine inanıyorlar. Defalarca kendilerini uyardık. Uyguladıkları politikalar sonucunda 2020 Ocak ayından bu yana kadar geçen sürede emeklinin ve ücretlinin alım gücü, ENAG enflasyonuna göre, (yurttaşların çarşıda pazarda hissettiği gerçek enflasyona göre) reel olarak yüzde 70, çiftçinin de yüzde 80 oranında buharlaştı. Nüfusun yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu kesimin fiziki tüketim miktarı büyük ölçüde düştü. Buna karşılık, üst gelir grubunun gelirleri, servetleri çoğaldı. Türkiye’nin tüketim malı ithalatındaki artış da bunu çok net bir şekilde gösteriyor. Nüfusun en üst gelir grubundaki yüzde 20’nin faiz kazançlarının bir bölümü tüketime gidiyor ve enflasyonist etki yaratıyor. Tüketime gitmeyen faiz kazancı ise vade sonunda mevduata dönüşüyor ve geniş tanımlı para arzını artırarak ayrı bir yerden enflasyonist baskı oluşturuyor.

Bakan Şimşek ve Merkez Bankası, bu hatalı tespitlerinde ısrar ediyorlar. Sanırım, üst gelir gruplarının talebini kısmak yerine dar gelirlileri süründürmeye ant içmiş gibiler...

Buraya kadar anlattıklarım, enflasyonun talep yönü ile ilgili. Enflasyonun temel nedenlerinden biri, hükümetin bütçeyi aşan devasa harcamaları… Bu harcamalar vatandaşa hizmet olarak geri dönse biraz teselli bulacağız ama harcamalar yandaşlara, şatafata, sığınmacılara ve faize gidiyor. Hükümet harcamalarını kısmadıkça, daha fazla iç borç alıyor. Daha fazla iç borç aldıkça daha fazla faiz ödüyor. Tam bir kısır döngü içindeyiz. 2017’de bütçenin yüzde 8.4’ü faize gidiyordu, 2025’te bütçenin yüzde 14’ünü, ödediğimiz vergilerin yüzde 18’ini faize harcıyoruz. 2026 yılında bu pay daha da artacak. Hali hazırda, kamu kesiminin faiz borcu, ana para borcunu da geçti. Bu faizleri sadece biz ödemeyeceğiz. Çocuklarımız ve torunlarımız da ödeyecek. Hükümetin bu harcama politikası devam ettiği sürece, enflasyon düşmez.

Unutulmaması gereken önemli konu da şudur. Uzun süren bir enflasyon sadece ekonomik bir sorun değildir. Birçok toplumsal sorunun temel gerekçesi olur. Devletin kurumlarında ve toplumsal yapıdaki çürüme ve çöküşte uzun süren enflasyon ve bozulan gelir dağılımının etkisi tahminlerin de ötesindedir.