Ülkenin birinde kurbağalar arasında bir yarışma yapılacağı duyurulmuş. Yarışma biraz zorluymuş. İsteyen her kurbağa katılabilecekmiş yarışmaya. 25 metre boyunda tutunacak pek az yeri olan bir direğe tırmanacakmış kurbağalar.
Duyurunun ardından yarışmacılar toplanmaya başlamış. Herkes adını yazdırmış, sıra numarası almış ve beklemeye başlamış. Yarışmacılar başta iddialı, çoğu yarışı kazanacağından emin…
Ve ödül de fena değil. Kazanan kurbağa en az bir yıl lüks içinde yan gelip yatma şansını yakalayacakmış.
İlk düdük çalar, yarışma başlar ve ilk kurbağa direğe tırmanmaya başlar. Ve anında kıyamet kopmaya başlar. Gerek diğer yarışmacı kurbağalar gerekse kurbağa ahalisi aşağıda kıyameti kopartmaktadır.
“Kazanamazsın. Mümkün değil. Sen salak mısın? O kadar uzun direğe nasıl tırmanacaksın? Gel aklını başına al. Kendini yormadan vazgeç.”
Zavallı yarışmacı devam etmek ister tırmanmaya, ancak dayanılacak gibi değildir negatif tezahürat. Bu arada yorulur da kurbağa. Ulan vardır bu kadar kurbağanın bir bildiği diye söylenir ve vazgeçer…
Biri hariç diğer yarışmacıların da başına aynı şey gelir. Onlar da yapamazsın, başaramazsın, edemezsin, mümkün değil haykırışları arasında direğin bir yerinde pes eder ve iner aşağıya.
Sıra son yarışmacıdadır. Kolları sıvar. Çevresini dikkatle gözden geçirir ve tırmanmaya başlar direğe. Aşağıda yine millet bağırıp çağırmakta, bu kurbağanın da yarışmayı asla kazanamayacağını haykırmaktadır. Ancak yarışmacı kurbağanın umurunda değildir bu olumsuz hava. O işine bakar ve tırmanmaya devam eder. Aşağıdakilerin olumsuz bağırışları daha da şiddetlenir. Bu kurbağa ne yapıyor böyle canım? Neden ısrar ediyor? Başaramayacak işte!
Ancak kurbağamız devam eder ve bir süre sonra tepeye tırmanarak zaferini ilan eder. Aşağıdakiler inanılmaz şaşkın. Nasıl oldu bu iş? Neden pes etmedi bu arkadaş? Neden bizi dinlemedi? Neden etkilenmedi, o kadar bağırıp çağırdık birader?
Kazanan kurbağa aşağıya inince bir arkadaşı yanaşıp kutlar onu. Ve konuşmaya devam eder. Ancak kurbağa sesini çıkarmadan sadece başını sallar. Olaya tanıklık eden bir başkası yanaşıp sorar:
“Kim bu kurbağa dostum?”
“O kurbağa bana sağır olduğunu anlatmaya çalışıyordu” der arkadaş kurbağa.
Bu fıkrayı niye mi yazdım sevgili dostlar?
Efendim, neredeyse otuz yıl önce Posta gazetesinde köşe yazarlığı yapmam gündeme gelmişti. O zamanlar hayatımda olan hatundan tutun da en yakın çevreme kadar alayı başaramayacağımı açık ya da üstü kapalı bir şekilde yüzüme söylüyordu ya da hissettiriyordu bir şekilde. Ve o günlerde Doğan Medya Center'ın bahçesine çıkmış, ayakkabı ve çoraplarımı çıkarmış, toprağın ve çimenin enerjisini almış ve başaracağıma dair ant içmiştim.
Ve sonra da kararlı sağır kurbağaya selam sarkıtmıştım.
Teşekkürler küçük dostum…