Harp devam mı tamam mı, Trump’a suikast denemesi gerçek mi tiyatro mu, yangına dayanıklı kapı değişimi 15 Mayıs’a kadar yetişir mi, Taliska ile Ederson maçı sattılar mı, İmamoğlu’nun davaları 10 yıldan önce biter mi, Mansur Yavaş’ın da başı belaya girer mi, para bulamayan Maliye Bakanı yolcu mu, tutuklanan vali çok yer mi..?
Gündem sürekli değişirken, değişen gündeme yetişmeye çalışan milletin de başı dönüyor. Amerika’nın prestiji ve itibarı yerlerde sürünüyor. Kim ne derse desin Trump Amerika’nın süper gücünü perişan etme başarısını göstererek tarihe geçti. Bütün dünya yükselen ve Amerika’ya kafa tutan İran fotoğrafını izliyor artık. O İran ki, düne kadar molla rejimine karşı ayaklanan milyonların gösterilerine sahne oluyordu. Şimdi Trump sayesinde millet birbirine kenetlendi. Hürmüz işi bizim yedi kocalı Hürmüz’e dönecek gibi… İran, ABD, şimdi de Çin arkadan Rusya… Boğaz açılmazsa işler iyice karışacak. Petrol yine tırmanıyor, benzin ve mazot fiyatları yine artarsa, biz de fiyatları tutabilene aşk olsun.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek para bulamıyor. Ülkedeki şaşırtıcı şartlar değişmedikçe, kim para verir bize? Şimşek bunu itiraf edemeyince, şimşekleri üstüne çekip duruyor. Tasarruf sesini yükseltemeyince de, iki yakamızın bir araya gelme ve piyasayı rahatlatma ihtimalini de gerçekleştiremiyor işte. Çok matrak bir ülke haline geldik. Bolu yangınına kadar yangına dayanıklı kapı kimsenin aklına gelmemişti. Yangın çıkınca tüm turizm tesislerinin kapılarının yangına dayanıklı kapılarla değişmesi mecburiyeti getirildi. İyi güzel de, 15 Mayıs’a kadar nasıl değişecek milyonlarca kapı? Ayrıca sadece turistik tesislerin kapısı mı yanıyor? Onca hastane, devlet daireleri, valilikler, kaymakamlıklar, belediyelerin kapıları ne olacak? Ahşap camiler, ahşap Ula mimarisiyle yapılan Muğla ve Akyaka bölgesindeki her biri, sanat eseri kıymetindeki yapılar ve kapıları ne olacak? Dedim ya çok matrak bir ülkeyiz…
İmamoğlu, belediye başkanları ve üst düzey belediye yetkililerinin davaları, bu tempoda giderse değil önümüzdeki seçimlere, bir sonrakine bile zor yetişir. Böylece İmamoğlu hapiste unutulur gider. Mansur Yavaş da potaya sokulmak istenince, artık kimi Cumhurbaşkanı adayı yaparlar bilmem. Rüzgarların estiği yöne bakıyorum, çöl fırtınasından göz gözü görmüyor. O nedenle yeni adayın adı şimdilik Kaf Dağının ardında…CHP seçim, sandık diye bağırıp duruyor. İktidarın iki yılı var, hiç gider mi seçime? Hangi iktidar kaybedeceği seçime (evet)der. Seçim zamanında yapılırsa AKP Genel Başkanı tekrar Cumhurbaşkanı adayı olamaz. Ama seçimi tarihinden bir hafta erkene çekerlerse, formül de kolayca bulunmuş olur. CHP’nin enerjisini erken seçim söylemleri ve mitinglerle harcaması yerine, başka ve daha etkili yollar bulması lazım. Özgür Özel başarılı ve enerjik bir başkan. Ama amatör kadrosunu bir miktar profesyonellerle takviye etmesi lazım. Öyle olursa daha etkili muhalefet yol ve formüllerini bulmaları kolaylaşır. Mehmet Haberal’dan, İlhan Kesici’den, Yılmaz Büyükerşen’den neden yararlanmazlar? Bunu anlayamıyorum doğrusu.
Şu futbol nasıl bir salgın böyle…Tüm iç ve dış sorunlarımızı bir çırpıda öteledi ve ülkeyi müthiş etkiledi. Bir haftadır Fenerbahçe ve Galatasaray ile yatıp kalktı millet. O enerjiyi ve insan gücünü biz yol, tünel, alt-üstgeçit-havaalanları, hastaneler, TOKİ’ler ve deprem bölgelerindeki inşaatlara harcasak var ya, beşli çete iflas eder vallahi. FB ve GS’de toplasanız bir elin beş parmağı kadar Türk futbolcu vardı. Gerisinin hepsi yabancı. Bunlara milyonlarca euro veriyoruz. Ülkelerinde son kullanma tarihleri bitmiş ve raf ömrünü tamamlamış olanlara verdiğimiz paralara acıyorum. Mehmet Şimşek dışarda Türkiye’ye para bulacağım diye çırpınırken, biz dünyanın dövizini şımarık yabancıların ceplerine boca ediyoruz. Şu FB’nin güya dünyanın en iyi kalecisi Emerson’a bakın, şu penaltıları hep aynı noktaya atıp, çoğunu da kaçıran Talisca’ya bakın. İki Brezilyalı maçı sattılar mı ne? Bunu konuşup duruyor Fenerliler. Ahhh elimde bir imkan olsa, tüm yabancı futbolcuları kapı dışarı eder, onlara harcanan milyonları binlerce Türk çocuğuna harcar, içlerinden çıkan yetenekli ve kabiliyetli futbolcuları takımlara dağıtır, çoğunu da Avrupa takımlarına satıp ya da kiralayarak dünyanın parasını kazanırdım. Bunu yapsalar var ya, yüzlerce Arda Güler’imiz, Kenan Yıldız’larımız, Ferdi Kadıoğlu’larımız, Kerem Aktürkoğlu’larımız olurdu.
Bakın bahsettiğim konular, terörsüz Türkiye operasyonunu bir süre için bile olsa unutturdu. Hoş unutturmasa da, bu konu öyle kolay halledilecek bir konu değil. Keşke kolay halledilse ama zorluğu DEP’lilerin asıl amaçlarını açık açık söylemeleriyle de belli olmuyor mu? Neyse biz bunlarla vakit kaybedip havanda su döğeceğimize, Dışişleri Bakanı Fidan’ın sürekli işaret ettiği İsrail tehlikesine ve Fransız-Yunan yaklaşımına ve müşterek tehditlerine odaklansak iyi olur.