Nasıl Brezilya dendiğinde dans ve futbol, nasıl Küba dendiğinde dans ve puro akla geliyorsa, Karadeniz dediğimizde de fındık-çay ve futbol öne çıkıyor.
Karadenizli çayla, fındıkla ve futbolla yatıp kalkıyor artık. Halkın yaşam tarzı ve kültürü olup çıkmış bu üçlü. Oysa eskiden kemençe ve horon öndeydi. Şimdi de varlar ama, fındık-çay ve futbolun ardında artık. Ekmek parası ve geçim her şeyin başında. Karadenizli çay ve fındık taban fiyatlarından şikayetçi. Artan üretim maliyetleri, taban fiyatların geç açıklanması ve alım rakamlarının yetersiz kalmasından yakınıyor herkes. Kilosu 35 liraya yaş çay mı olur? Bir bardak çayı 20 liraya içiyor insanımız. Dünyada en çok çay içen ikinci ülkeyiz. Birinci İrlanda, üçüncü İngiltere, onu İran takip ediyor, beşinci ise Rusya. Dünya çay üretimine gelince Çin başı çekiyor. Onu Hindistan, Kenya, Srilanka ve Vietnam izliyor. Türkiye’nin üretim sıralamasındaki yeri 6.

Çayı M.Ö. 2737 yılında yani 4763 yıl önce dönemin Çin İmparatoru keşfetmiş. Peki bize nasıl gelmiş dersiniz? Muğla doğumlu ve Halkalı Ziraat Yüksek Okulu mezunu Zihni Derin,1924 yılında ilk çay fidanlarını Batum’dan getirip Rize’de ekerek, yörede çay tarım ve üretimini başlatmış. Türk çaycılığının temeli böyle atılmış anlayacağınız. İlk çay fabrikası da 1947 yılında Rize’de kurulmuş. Eskiden üreten toplarmış çayı. Şimdi yarıcı ya da 3 bin 500 lira ödedikleri işçilerle, büyük şehirlere yerleşmiş evlatlar, torun tosun bir-iki aylığına gelip topluyorlar. Devlet çayda destekleme primini kesmiş. Bu yüzden taban fiyatın 40 lira olmasını istiyorlar. Bir kilo çayla iki ekmeği zor alıyor, kahvede iki demli çayı zor içiyor Karadenizli.
Fındığa gelince, üretim maliyetindeki artışlar bir yana, toplayıcı işçi yevmiyesinin 5 bin TL’ye çıkması zorda bırakıyor bahçe sahiplerini. Taban fiyatı olarak beklenti 310 TL civarında. Bazıları 320 TL’nin altında belirlenecek bir fiyatın üreticiyi kurtarmayacağını söylüyorlar. Fındık dünyaya Karadeniz’den yayılmış olup, dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde 62’sini Türkiye yapıyor. Özellikle Giresun tombul fındığı dünya satış listesinin zirvesinde. Fındığın başkenti Giresun, en çok üreten ise Ordu. Üretimde bizi İtalya, Gürcistan, ABD ve Azerbaycan izliyor.
Karadenizli futbola çok düşkün. Çoğunun günlük giyiminde Trabzonspor ve Rizespor formaları dikkati çekiyor. Yollarda ayağında top sektiren çocuklar, sokak aralarında mahalle maçı yapanlar, parasına penaltı attıranlar görülüyor. Üç büyüklere (FB-GS-BJK) kötü bir haberim var. Trabzonspor bu yıl, kupayı Karadeniz’e getireceğini ısrar ve iddiayla söylüyor. Kulüp, yönetim ve taraftar birbirine kenetlenmiş adeta. Şampiyonluk için ne mümkünse yapacaklar.41 bin kişilik güzel ve yeni bir stadı var Trabzon’un. Ahmet Suat Özyazıcı Stadı, Akçaabat Fatih Stadı, Hüseyin Avni Aker stadı, Yavuz Selim stadı, Vali İsmet Gürbüz Civelek stadı, Vakfıkebir ve Of ilçe stadları, Şenol Güneş spor kompleksi de zincirleme izlenen tesisler arasında. Çok futbolcu yetişiyor Karadeniz’ de, çok sporcu yetişiyor…

Karadeniz Arap dolu. Şehirlerde ve yaylalarda evler almışlar, kiraladıkları otolar ve jeeplerle gezip duruyorlar. Uzungöl’de tabiat müzesinin yerini sorduğum 4 kişi de Arap çıktı. Bizim Türkler azınlıkta yani… İyi para harcıyorlar, kent ekonomisine önemli katkıda bulunuyorlarmış. Yıllar önce gittiğim Uzungöl’ün çok bozulduğunu, çok yapılaştığını ve mahvolduğunu söylüyorlardı. Ben öyle görmedim. Evet yapılaşma epey artmış, dükkan sayıları inanılmaz çoğalmış ama henüz mahvolmamış Uzungöl. O muhteşem yeşillik, harika ormanlar ve gölün güzelliği aynen duruyor. Trabzon Büyükşehir ile Çaykara Belediyeleri iyi bakıyorlar Uzungöl’e.
Uzungöl’e giden yollar da, tüm Karadeniz yolları gibi çok iyi ve çok bakımlıydı. Eski gazeteci dostum Sadık Albayrak’ın köyü Dernekpazarı’ndan da geçtim. Ona 15 yıl önce Sultan Murat yaylasında da rastlamıştım. Reis’in dünürü, Berat’ın babası olur. Sağcı, düzgün ve dürüst bir meslektaşımızdı. Şimdilerde yazıyor mu bilmiyorum ama, ortalıkta fazla görünmek istemediği için daha çok köyünde yaylasında yaşıyormuş. Uzungöl denizden bin 90 metre yükseklikte, bin metre boyunda 500 metre eninde dağların arasında kalan doğal bir heyelan set gölü. Eski adı Şerah, tarihi kayıtlarda ise Rumca kökenli Saraho adını taşıyor. Uzungöl turizmini ilk Dursun Ali İnan başlatmış. Bir de güzel müze kazandırmış Uzungöl’e. Gezdim, gururlandım, kendisiyle tanışarak kutladım.
Benden 3 yaş küçüktü. Avrupa’da Türkiye’de yapmadığı iş kalmamış, geceli gündüzlü çalışmış, kazancını hep Uzungöl’e taşımıştı. Yarattığı muhteşem ve üç ana bölümden oluşan müzede, yöresel arkeolojik eserler, doğadan topladığı ve ağaç köklerinden yaptığı eserler, Uzungöl tarihi, göçler-işgaller-savaşlarla ilgili belgeler, arkeolojik eserler, düğün ve çeyiz kültürü yer alıyordu. Ayrıca mutfak kültürü, dini ve sivil mimari, marangozluk, değirmen kültürü, ilk turizm faaliyetleri, bölgede bulunan kıymetli taşlar da sergileniyordu bu müzede. Bir de 100 yıl önceki yaşamı gözler önüne seren bir ev vardı. Gezmeye doyamadım. Durmuş Ali İnan şunları söyledi bana…
-Her dünyaya gelen bırakmalı bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.’’
Son olarak Uzungöl’den Başbakan Ferit Melen zamanında yapılan ve 160 aileyi Van’ın Muradiye ilçesine yerleştiren göçü de söyleyeyim. Aslında Karadeniz için yazılacak, anlatılacak çok şey var ama bunları sayfalara, ciltlere sığdırmak mümkün değil. Onun için yazıyı burada noktalayalım ve tekrar Ege’ye dönelim.