Bir yanıyla 31 Aralık ile 1 Ocak arasında temel hiçbir fark yok. Rutin hayat… Hükümetin zam ayarlamaları, yeni vergiler ve var olanlardaki yüzdelik artışlar…

Ancak madalyonun öteki tarafında ömür yapraklarından birini daha çevirmiş oluyoruz. Ve bu bizim keyfimize bırakılmış bir şey değil. Bundan kaçış yok.

Ve elbette kendini gözden geçirmeler, iç hesaplaşmalar giriyor devreye. Gençlik yıllarında buna gerek bile duymuyor insan. Ben duymadım. Geleceğe daha asırlar vardı canım, sırası mı şimdi!

Kırklı yaşlarda ise ister istemez ufaktan başlar kendini sorgulamalar; ellili yıllarda biraz daha ciddiye biner, altmışlı yaşlarda ise insanın kendisiyle zorlu bir kavgaya tutuşmasına neden olur.

Temel bazı soruları sorarsınız kendinize…

Yaşadığım bu hayat istediğim hayat mı? Memnun muyum hayatımdan? Eksiklerim, hatalarım, yapmak isteyip de yapamadıklarım neler? Ömür yaprakları bir bir düşerken dalından; bundan sonra neler yapmalıyım ki, anlamlı bir hayattan söz edebileyim? Ufak ufak iyileştirmeler mi yapmalıyım hayatımda, yoksa kökten, radikal değişiklikler mi?

Sorular alıp başını gidebilir, istediğiniz kadar uzatabilirsiniz listeyi…

Bu faniye soracak olursanız, yıllar ve yıllar önce, en azından ellili yaşlara kadar ne kendimi sorgulayacak zamanım oldu, ne de gelecekte yapmam gerekenler hakkında düşünmüşümdür. Hızlı yaşayıp genç ölmeye çalıştım ki, cesedim yakışıklı olsun! Ancak ikisi bir arada olmuyor bazen. Hızlı yaşadım, evet. Ancak hayatta kaldım. Dolayısıyla da yakışıklı ceset eksik kaldı!

Ve bu durumda da hayatta kaldıysan eğer diye düşündüm 10 yıl evvel; o zaman keyifli, anlamlı bir hayat yaşamak lazım gelir. Ve elbette ki, bunun için de sorgulamalar şart. Ve bunu da ayık kafayla yapmak, kendinle sansürsüz konuşmalar yapmak şart…

Bunu ancak ve ancak 10 yıl sonra bu yılbaşında yapabildim ne yazık ki!

Yaklaşık bir yıl kadar önce kendimi içkiden tam olarak arındırma kararını yürürlüğü koyduğum için her şey çok netti zihnimde, bu yılbaşı gecesinde…

İki olgun insan gibi konuştuk kendimle. Birbirimizin sözünü kesmedik. Bağırıp çağırmadık. Dinlemeyi bildik. Birbirimizi anlamaya çalıştık. Samimi olduk. Saygıda kusur etmedik. Yalan söylemedik. Sorunlarımızı çözmek için kelam ettik.

Ve anladım ki içkisiz bir yılbaşı gecesinin derinliklerinde; insanın en samimi, en sansürsüz, en içten konuşmaları iki kişiyle yapabiliyormuş. Bir, kendisiyle.

İki… Bunca yıllık serüvende artık bir kişi olarak gördüğüm yazıyla…

Sevgili dostlar, üç önemli görev vermiş oluyorum kendime bu durumda.

Bir… Çok sayıda dostun merak ettiği bir mesele: Ağır içki ve sigarayı nasıl geride bıraktım?

İki… En kral konuşmaları yapabildiğin tek kişi olan kendinle konuşma sanat dalının incelik ve faydaları…

Üç… Kendini sorguya almanın püf noktaları ve çıkarılan dersler.

Umarım yakında birkaç kelam ederiz bu konularda.

İyi yıllar efendim…