Bazı insanlar yaşadıkları dönemin tanığıdır. Bazıları ise o dönemin vicdanı... Altan Öymen, her ikisiydi.

"Öfkeli Yıllar" kitabının kapağındaki o siyah-beyaz fotoğraf, aslında bir dönemin özetidir. Takvimler 1955'i gösterirken, Demokrat Parti, iktidarı eleştirel haberlere tahammül edememiş, henüz 23 yaşındaki genç bir gazetecinin gözaltına alınmasına karar vermişti. İki polisin arasında karakola götürülen o delikanlı, sadece bir gazeteci değildi; özgür basının, düşünce özgürlüğünün ve demokratik direncin simgesiydi.

Aradan tam yetmiş küsür yıl geçti.

Türkiye değişti, iktidarlar değişti, darbeler oldu, muhtıralar verildi, gazeteler kapatıldı, gazeteciler susturulmak istendi. Ama Altan Öymen'in çizgisi hiç değişmedi. Demokrasi dedi, hukuk dedi, özgürlük dedi, Atatürk ilkeleri dedi, laik Cumhuriyet dedi.

Bedel ödedi; soruşturuldu, tutuklandı, cezaevine girdi. Fakat hiçbir baskı onu, inandığı değerlerden uzaklaştıramadı.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun en büyük başarısının yalnızca usta bir gazeteci, üretken bir yazar ya da deneyimli bir siyasetçi olmadığını görüyoruz. Asıl başarısı, karakterini hiçbir makamın, hiçbir çıkarın ve hiçbir korkunun gölgesinde bırakmamış olmasıdır.

Eskilerin güzel bir sözü vardır: "İnsanın değeri, zor zamanda belli olur."

Altan Öymen, zor zamanların insanıydı. Herkesin sustuğu dönemlerde konuşmayı, herkesin yön değiştirdiği zamanlarda dimdik ayakta kalmayı bildi. Günlük hesapların değil, uzun vadeli ilkelerin siyasetini yaptı. Gazeteciliği de siyaseti de aynı ahlaki pusulayla yürüttü.

Bugün ne yazık ki ilkelerin kolayca pazarlık konusu edildiği, insanların değerlerinin makamlarla ölçüldüğü bir çağdan geçiyoruz. Böylesi dönemlerde Altan Öymen'in hayatına bakınca aklıma hep aynı benzetme geliyor: İnsanların kuruş kuruş satıldığı zamanlarda o, değerini hiç kaybetmeyen bir Reşat altını olarak kaldı.

Benim için ise bunların ötesinde bir anlam taşıyordu.

Meslek büyüğümdü. Ustamdı. Rol modelimdi. Gazeteciliğin yalnızca haber yazmak değil, aynı zamanda omurgalı durabilmek olduğunu ondan öğrendim. Kalemin, ancak vicdanla birleştiğinde gerçek anlamını bulacağını yaşayarak gösterdi.

Ölümünün birinci yılında onu yalnızca özlemle değil, minnetle anıyorum.

Çünkü Altan Öymen geride sadece kitaplar, gazete yazıları ve siyasi mücadele bırakmadı. En büyük mirası, her dönemde korunması gereken bir gazetecilik ahlakı ve demokrasi inancı oldu.

Bugün onun yokluğunu hissediyoruz. Ama bıraktığı iz, hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.

Işıklar içinde uyusun...

Kalemiyle yaşadı. İlkeleriyle hatırlanacak. Ve Türkiye, Altan Öymen gibi insanların kıymetini, zaman geçtikçe daha iyi anlayacak.