Necati Cumalı, şiirden öyküye, romandan tiyatroya uzanan çok yönlü üretimiyle Türk edebiyatında birey ve toplum gerçeğini yalın ama derinlikli bir dille buluşturan önemli bir yazardır. Ege’nin kasaba ve kırsal yaşamını, su ve toprak kavgasını, aşkı ve toplumsal baskıları güçlü gözlemlerle eserlerine taşıdı. Toplumcu duyarlığını lirizmle birleştiren Cumalı, ‘Susuz Yaz’ başta olmak üzere pek çok yapıtıyla edebiyat ve tiyatroda kalıcı izler bıraktı.

Okuma zevkini büyükbabası İbrahim Efendi’den alan Necati Cumalı, şiir ile İzmir Erkek Muallim Mektebi son sınıfında tanıştı. Türkçe kitabındaki Necip Fazıl’a ait olan şiirleri ezberlediğini ve bunları kalınca bir deftere geçirdiğini söyleyen şair, ilk şiirlerini lise yıllarında yazmaya başlamıştır. Ancak “sevdiğim şairlerin şiirlerine benziyordu”, dediği bu şiirleri kitaplarına almadı. Ankara Hukuk Fakültesi yıllarına denk gelen 1939 sonlarına doğru ise, kendi deyimiyle şairdir artık. O yıl, ceplerinde şiirlerle gezdiğini, şiirden başka söz etmediğini, dinlemediğini anlatır. Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel, Baki Süha Edipoğlu ve Şahap Sıtkı ile arkadaşlıkları sürerken Orhan Veli ile de tanıştığını belirten Cumalı, ilk şiirlerini de aynı yıl dergilerde yayımlatmaya başladı.

Şiirlerinde bireyin sorunlarına, yaşadığı ortamın onun dünyasının biçimlenmesindeki etkilerine değindi. İlk şiirlerinde, yaşadığı taşra ortamından, taşra duyarlığından peyzajlar sundu. Her olguyu şiire konu yaparak güncel olandan kopmayan Cumalı, özellikle söylevci bir konum ile güncel sorunlara eğildiğinde yergiden yararlanmayı tercih etti. Öykü ve romanlarında, aşk, ihanet ve intikam gibi bireysel temaları işlerken; aile, evlilik, aldatma, intikam, kadın-erkek ilişkisi gibi sosyal temaları da yoğunlukla işledi. Anlatılarında daha çok Ege yöresinin kırsal kesim insanlarını/kasaba ve onların yaşam sorunlarını dile getirdi. Türkiye insanı, suyun ve tütünün öyküsünü Necati Cumalı’nın kalemiyle tanıdı. Oyunlarında, kadın gerçeği ile taşra/kasaba insanını konu edinen Cumalı, özellikle 1960 sonrası oyunlarında ağa baskısı, su-toprak sorunu, kan davası ve kadının sömürülmesi üzerinde durdu. Cumalı, 1981’de Dün Neredeydiniz ile Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü’nü aldı. 2000’de Türk tiyatrosuna katkılarından dolayı Tiyatro Yazarlar Derneği tarafından kendisine Onur Ödülü verildi. Ölümünden sonra 2001 yılı Şiir Büyük Ödülü’ne değer bulunuldu, ödülü, eşi Berin Hanım’a sunuldu. 1964 Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı Ödülü’nü alan Susuz Yaz başta olmak üzere sanatçının pek çok eseri filme aktarıldı.

Şiirinde kendine özgü söyleyişi bulan Cumalı, iddiasız, yalın ama dile getirilmesi zor olanı söyledi. Şiirlerinin büyük çoğunluğu öykülemeli anlatım biçimindeydi. Bununla birlikte imgenin gücünü duyurduğu şiirler de yazdı. Cumalı, ister istemez gerek biçim gerek içerik açısından etkiler aldığı İkinci Yeni şiirinin kapalılığından da aşırı imgeciliğinden de uzak durdu. İlk öykülerinde 1950 ve 1970’li yıllarda benzetme öğesi az, kısa, kurallı cümleler kullandı. Yazar, ilk öykü kitaplarında Osmanlıca sözcükler kullanmasına karşın, dilde sadeleşmenin etkisiyle bu kitapların sonraki baskılarında Osmanlıca sözcükleri atarak yerine Türkçe kelimeleri tercih etti. Oyunlarını, yeni bir üslup, öncü bir teknik arayış içerisinde yazmaktan çok klasik kurallar içerisinde kaleme alan Cumalı, düz ve duygulu bir anlatım içinde kendine özgülüğü yakalamasını bildi. Öykü ve şiirlerinde olduğu gibi demek istediklerini, günlük dile en yakın konuşmalar ve olaylar arasına ustalıkla serpiştirdi.

Necati Cumalı, Garip şiirinin etkili olduğu bir dönemde yazmasına rağmen farklı bir çizgide ilerledi. Öykü türünde, kendi sanat anlayışına yön verdiğini düşündüğü Sait Faik’i sevdi. Dünya edebiyatından ise Gorki, Stendhal, Balzac ve Dostoyevski’ye karşı büyük bir ilgi duydu. Edebiyatımıza katkılarda bulunan Cumalı’yı rahmet ve saygıyla anıyorum.