“Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım.” Cemal Süreya

Türk edebiyatının en özgün ve etkili şairlerinden biri olan Cemal Süreya, yalnızca şiiriyle değil; denemeleri, eleştiri yazıları, çevirileri ve çocuk edebiyatına olan duyarlılığıyla da edebiyat tarihimizde ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. İkinci Yeni şiir hareketi içinde anılmasına rağmen, kendine özgü sesi, dili ve poetik anlayışıyla bu akımın sınırlarını aşmış, bağımsız bir şiir evreni kurmuştur.

Cemal Süreya’nın edebiyata ilgisi ortaokul yıllarında başlar. Bu dönemde Fransızca öğrenmeye başlayan şair, Batı edebiyatıyla erken yaşta tanışma fırsatı bulur. Aynı yıllarda sınıf arkadaşı olan Seniha Hanım’a yazdığı şiirler, onun duygusal dünyasının ve şiirle kurduğu ilişkinin ilk izlerini taşır. Henüz genç yaşta şiiri bir ifade aracı olarak benimseyen Süreya, edebiyatla bağını giderek güçlendirir.

Lise yıllarında ise bu ilgi belirgin bir yönelim hâline gelir. Cemal Süreya, bu dönemde edebî araştırmalar yapar ve özellikle Birinci Yeni (Garip) şiiriyle yakından ilgilenir. Ahmet Muhip Dıranas ve Özdemir Asaf gibi şairleri yoğun biçimde okuması, onun şiir dilinin biçimlenmesinde önemli rol oynar. Bu yıllar, Süreya’nın hem gelenekle hem de modern şiir anlayışlarıyla hesaplaşmaya başladığı bir hazırlık evresi niteliğindedir.

Üniversite eğitimi sırasında Cemal Süreya, edebiyat dünyasıyla daha aktif bir ilişki kurar. Çeşitli takma adlar kullanarak dergi ve gazetelerde yazılar yayımlar. Bu dönemde hem şiir hem de düzyazı alanında kendini denemesi, onun çok yönlü edebî kimliğinin temelini oluşturur. Şairin ilk şiiri olan “Şarkısı Beyaz”, 1953 yılında Mülkiye dergisinde yayımlanır. Ancak Cemal Süreya, bu şiiri daha sonra kitaplarına almamayı tercih eder. Bu tutum, onun şiirine karşı ne denli seçici ve eleştirel yaklaştığının önemli bir göstergesidir.

Cemal Süreya, edebiyat çevrelerinde asıl tanınırlığını “Gül” adlı şiiriyle kazanır. 1955 yılı ise şair için verimli ve belirleyici bir yıl olur. “Üvercinka”, “Dalga”, “Güzelleme”, “Üçgenler”, “Cigarayı Attım Denize” ve “Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm” gibi şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanarak büyük ilgi görür. Bu şiirlerde, aşk, beden, yalnızlık ve bireysel duyarlık özgün imgelerle işlenir.

1957 yılında babası Hüseyin Bey’i kaybetmesi, Süreya’nın yaşamında derin bir kırılma yaratır. Bu acıyı “Sizin Hiç Babanız Öldü mü” adlı şiiriyle edebiyata taşır. Şair, bireysel acıyı evrensel bir duyguya dönüştürme konusundaki ustalığını bu şiirde açıkça ortaya koyar. İlk şiir kitabı “Üvercinka”, edebiyat dünyasında büyük yankı uyandırır ve 1959 yılında Yeditepe Şiir Armağanı’na layık görülür. Bu eser, Cemal Süreya’nın şiirdeki özgün sesini kesin biçimde tescilleyen bir dönüm noktasıdır. 9 Ocak 1990’da aramızdan ayrılan ustamızı saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.