Madenleri değerlendireceğiz diye güzelim ülkemizin doğasının canına okuduk. Ama en çarpıcı örnekleri Ege Bölgesi’nde ve özellikle Muğla’da yaşadık ve yaşıyoruz.
Elbette madenleri değerlendireceğiz, elbette madenlerden sağlayacağımız gelirleri milli bütçemize katacağız. Ancak bunu doğaya zarar vermeden de yapabilir, en azından bunun yollarını araştırabilirdik. Öyle yapsaydık, belki yaşadığımız korkunç ve vahşi katliamı önleyebilir, madenimizi daha akıllıca yeryüzüne çıkarabilir ve maden bölgelerinde yaşayan insanları yerinden yurdundan etmezdik. Köylümüzü huzursuz kılmaz, arazilerini, evlerini, bahçelerini ellerinden bir imzalı kararnameyle almaya çalışmazdık. Ormanlarımızı kevgire çevirmez, tarım alanlarımızı yok etmez, çok değerli zeytinliklerimizi mahvetmezdik.
Ülkenin doğal değerlerinin, güzelliklerinin ve çevrenin korunmasında yıllarca çalıştım. Çevre Bakanlığı’nın kurulmasından tutun da özel çevre kurumunun hayata geçirilmesine ve koruma bölgelerinin ilan ve de kontrolüne kadar uğraştım. Ama şunu üzüntüyle ifade etmek zorundayım ki, doğayı korumak için seferber olan devletin yurtsever kadrolarının aldığı tüm kararlar, sarfedilen çabalar ve tüm gayretler son 20 yılda heba olup gitti. Evet ülke madenlerden kazandı ama, doğa değerleri çok büyük ve telafisi imkansız zararlara uğradı. Kim ne derse desin bilanço ve tablo budur. Son Akbelen faciasının üzerinde durmadan önce, ülkenin her yerindeki doğa tahribatına da değinmem lazım ama, bunu üç-beş yazıyla anlatmak mümkün değil. Doğa o kadar perişan edildi ki, hepsini yazmaya kalksam, koca bir ansiklopedi çıkar ortaya.
Ülkenin her yerinde doğa tahrip ediliyor ama, özellikle Muğla’nın pilot bölge seçilmesini ve Milas’ın hedefe oturtulmasını anlayamıyorum doğrusu. Neden Muğla ve neden Milas? Bu ısrarın ve kin haline dönüşen tutumun nedenini öğrenmeliyiz. Ekonomik ömrünü dolduran çağdışı iki eski ve köhne termik santrale kömür sağlamak tek sebep olamaz. Linyit dünyanın en ucuz ve kalitesiz kömürü. Bu santraller linyitle çalışıyor. Biz linyit çıkaracağız diye güzelim ormanlarımızı yok edeceğimize, tarım alanlarımızı ve zeytinliklerimizi mahvedeceğimize, linyiti çok ucuza dışardan ithal edebilirdik. Ayrıca bu hurda santralleri çalıştıracağız diye, bölge susuzluktan kıvranırken motorlarını Geyik Barajının suyuyla soğutmaya kalkışmak da, akla gelebilecek son ihtimal bile olmamalıydı değil mi?
Termik santrallere kömür bulacağız diye 3 köyü, yerleşim-orman ve tarım alanlarıyla birlikte bir gecede kamulaştırmak, olacak iş değildir. Hem de mahkemeler devam ederken, yargı konuyu karara bağlamamışken böyle bir karar almak, tepkileri ve sorunları daha da yoğunlaştırır. Yargı süreci ve açılan çok sayıdaki davalar henüz tamamlanmadan, köylerdeki yerleşik 6 mahalleyi kapsayan 679 parselin kamulaştırılması çok yanlış ve çok riskli bir karardır. Tekrar gözden geçirilmesinde ve yanlıştan geri dönülmesinde çok büyük yarar var. Geçenlerde uyarı dahi yapılmadan dinamitlerin patlatıldığı, toz toprağın gökyüzünü kararttığı bölgeye gittim, malını mülkünü kaybedecek köylülerle konuştum. Hepsinin gözü yaşlı, dertlerini devlete anlatamamanın ızdırabını yaşıyor, 6 yıldır sürdürdükleri mücadelenin işe yaramamasına, hayatlarını karartacak kararı engelleyememelerine kahroluyorlardı.
Ülkeyi yönetenlere doğru bilgiler verilmiyor olmalı. Yoksa sorumlu hiçbir idareci, böylesine değerli bir bölgenin ormanıyla, tarımıyla, yaşamıyla ve hele insanıyla yok edilmesine (evet) diyemez. AKP Genel Başkanı İkizköy’e gelse, Akbelen çevresini dolaşsa ve ucuz maden için değerli çok büyük bir alanın ve doğanın tahrip edildiğini görse, hele gözü yaşlı köylüsünü bir dinlese, sonra da kesilen 70 binden fazla çam ağacının kel kalan bölgesi ile sökülmeye başlayan zeytin ağaçlarını bir seyretse, inanıyorum ki kararını geri alır. Santral sahiplerinden yıllardır görmediğim çok eski arkadaşım Nihat Özdemir’e gelince, zenginliğini bu ülkeye borçlu olduğunu unutmamalı, kömür çıkaracağım diye yerinden yurdundan ettiği köylümüzün ahını almamalı ve bir jest yaparak santral işinden çekildiğini vakit geçmeden millete açıklamalıdır. İbrahim Çeçen’i tanımam ama o da mazlumun ahını almamalı. Almamalı çünkü çıkar aheste aheste…
Doğa katliamında Milas’ın hedef seçildiğini söyledim. Bunun nedenini bilemiyorum. Ama Bafa gölü çevresindeki ve Heraklia antik kentindeki madencilerin yaptıkları doğa katliamını örnek olarak gösterebilirim. Yine Kıyıkışlacık’taki 5000 yıllık İasos antik kentinin ortasına yapılmak istenen yükleme ve boşaltma limanı. Tam bir doğa ve tarih kıyımı bu. Bitmedi Güllük’te karşılıklı iki marina varken, bu balıkçı beldesinin tam ortasına yeni bir marina daha yapılması. Hem de kimin tarafından. Termik santrallerin ortağı İbrahim Çeçen tarafından iyi mi? Bu Milas doğa, tarım ve tarih katliamlarının üzerinde yine duracağım. 27 antik kente, çok verimli tarım arazilerine ve muhteşem zeytinliklere sahip böylesine değerli bir yeri sahipsiz ve suskun bırakamayız. Muğla, Milas, Bodrum ve çevresi ile değerlerinin korunmasında herkes görev yapmalı, devletten yardım ve destek istemeli, her yurttaş elini taşın altına sokmalıdır.