Günümüzde gazetecilik yapmak suç haline getirildi. Oysa aslında gazetecilik yapmamak suç olmalı.
Gazeteci kamu görevi yapmakta, ülke yönetimindeki ve kamu hizmetlerindeki eksik, aksak, yanlış ve hataları millete duyurmakta, bunların düzelmesine imkan ve ortam yaratmaktadır. Akıllı yönetimler bundan yararlanmakta, gerçek basının görevini yerine getirmesinden rahatsızlık duyanlar ise, yeni adıyla yazılı ve görsel medyaya öfkelenip kızmaktadırlar. Bununla kalsalar iyi, kızdıklarını tutuklatıp hapse bile attırıyorlar.
Gazetecilik yapmamak nasıl suç sayılabilir? Eğer kişi gerçek gazeteci ise, görevini mesleğin kurallarına uygun yerine getiriyorsa, devletin resmi kurumlarınca verilen kimliği amacına uygun taşıyorsa ve kalemini ülkenin ve milletin çıkarına kullanıyorsa mesele yok. Ama mesleği menfaat aracı haline getiriyorsa, çıkarlara paralel icra ediyorsa, yargısız infazlar yapıp iftiralarla kişileri itibarsızlaştırıp küçük düşürüyorsa, o zaman bunları gazeteci saymamak lazım. Gerçi son yıllarda gazeteciliğin tarifi de iyice zorlaştı. Kim gazeteci, kim değil, kim gerçek gazeteci, kim gazeteci görünümlü tetikçi ve menfaatçi, kim gazeteciliği siyasetin emrinde kullanıyor? Bunları birbirinden ayırmak artık imkansız hale geldi.
Sadece devletin kabul ettiğini gazeteci saymak da yanlıştır. Bugün devletin tanımadığı, devletin verdiği kimliği taşımayan pek çok onurlu, bilgili, donanımlı genç gazeteciler vardır. Bunları da yok sayamayız. Ama onları ülkenin gazeteci kadrosu içine almak için de çareler düşünmeli, formüller üretmeliyiz. Gazetecilik mesleğindeki bu dağınıklığı, disiplinsizliği ve kargaşayı önleyebilmenin bir yolu olmalı. O da mesleki kuruluşların güçlendirilmesi ve tıpkı avukatlarda olduğu gibi bir baronun kurulmasıdır.
Bizim mesleki kuruluşlarımız da sorunludur. Bazı illerde üç gazeteci cemiyeti, iki sendika, farklı siyasi düşüncelere sahip federasyonlarımız, konfederasyonlarımız var. Ülkenin her yerinde gazetecilik yüksek okulları, gazetecilik fakülteleri kuruldu. Buralardan on binlerce kişi mezun oldu. Ama mezunların binde ikisi bile mesleğe giremiyor. Bu soruna da bir çare bulmak lazım. Taşradaki bazı mesleki cemiyetler, kongreleri kazanabilmek için önüne geleni üye yapıyor. Öyle olunca bakkal, kasap, terzi, şoför gibi esnaflar da, gazetecilik kimliğini kolayca kazanıyorlar. Bunun denetimi ve kontrolü de yapılamıyor maalesef.
Böylesine karambol bir ortamda gerçek gazeteciyi iyi tanımalı ve hangi görüşte olursa olsun ona sahip çıkmalıyız. Yazılı basın giderek eriyor. Yerini televizyon haberleri, sosyal medya ve YouTube kanalları alıyor. Bu mecralarda çalışan gerçek gazeteciler, görevlerini özenle ve dikkatle ama ülkenin, devletin ve milletin genel menfaatine paralel şekilde yapmalılar. Yönetimleri ciddiyetle izlemeli, karar ve uygulamalarının yasalara uygunluğunu kontrol etmeli, icraatlarındaki haksızlık, usulsüzlük ve yolsuzlukları inceleyerek denetlemelidir. Bunu yapmak değil, yapmamak suçtur bence.
Gazetecilik mesleği ve halkın haber alma özgürlüğü Anayasa teminatı altındadır. Biz mesleğini halkın ve ülkenin menfaati için yapan gazeteciler, kamu görevimizi ihmal eder ve memleketimizdeki usulsüzlüklere göz yumar ya da çarpıtırsak suç işlemiş oluruz. 65 yıllık bir gazeteci olarak benim konuya bakış açım böyledir. Gazetecilik yapmayı değil, görevi ihmal edip yapmamayı suç sayarım.
Güzel ülkemizde yasaların tam uygulanmasını, görevlerin eksiksiz ve tam yapılmasını, kontrolsüzlük ve denetimsizliğin tüm ülkede bir disipline bağlanmasını milletçe istemek ve beklemek hakkımızdır. Tıpkı gazetecilikte de beklediğimiz gibi…