Ayvalık’ta kediler, avdan dönen balıkçı teknelerinin limana ağır ağır yanaşmasını izler. Gözleri ağlarda, kulakları balıkçıların sesindedir. Hepsinin aklında aynı soru vardır: “Payımıza ne düşecek?”

Çocukluğumda, gençliğimde ve bugün de hâlâ evimizden kediler hiç eksik olmadı. Bir evlat kadar yakın, bir evlat kadar kıymetlidirler benim için. Aç kalmalarına, hastalanmalarına, canlarının yanmasına dayanamazdım; hâlâ dayanamam. Kedi ve köpek sevdası yüzünden çocukluğumda üç beş kez kuduz aşısı vuruldum. Varyant’ta o dönemde “Piçhane” olarak bilinen merkeze annemle birlikte gider, karnımızdan aşı yaptırırdım. Soğuk koridorlarda, keskin ilaç kokusu içinde beklerken bile içimde tek bir pişmanlık ya da korku yoktu. Yine de can dostları sevmekten geri durmazdım. Onlar benim için yalnızca bir hayvan değil, yaşamın sessiz ama en gerçek parçasıydı.

Sevdam hiç eksilmedi

Ayvalık Kedi (1)

Yıllar geçti, bu sevda hiç eksilmedi. 2024 yılında başıma gelen bir ısırma olayı nedeniyle biri tetanoz olmak üzere dört doz kuduz aşısı vuruldum. Alsancak’ta, Sevgi Yolu’nda kitap almak için dolaşırken şirin bir sokak canını severken avucumun içinden ısırdı. Oldukça derin bir yara açılmıştı. Eski Fransız Hastanesi’nin bulunduğu yerdeki Alsancak Devlet Hastanesi’ne giderek tedavi oldum, koruyucu aşılarımı düzenli yaptırdım. Artık beş yıl boyunca her türlü kedi ve köpek beni ısırabilir deniyor; ben yine de onları sevmekten vazgeçecek değilim. Çünkü bazı sevgiler, acıyı göze almayı gerektirir.
Şimdi Ayvalık’ın kedilerine gelmeden önce, çocukluğumdan aklımda derin bir iz bırakan bir anıyı daha paylaşmak isterim. İlkokul yıllarında, sokakta karşılaştığım hamile bir tekir kediyi kucağıma alıp eve götürmüştüm. Tepecik Güney Mahallesi’nde, Rumlardan kalma, kırmızı kiremitli, kömür sobalı, bahçeli iki katlı ahşap bir evde yaşıyorduk. O evin her köşesinde geçmişten kalan bir ses, bir iz vardı. Kediye “Yağmur” adını vermiştim. Ne zaman doğuracağını bilmeden, evin içinde ağır ağır dolaşmasını bütün aile sessiz bir heyecanla izliyorduk.
Bir süre sonra Yağmur ortadan kayboldu. Evde, bahçede, bodrumda aramadığımız yer kalmadı. Akşamüstü annem pencereye yaslanmış, babamın işten dönüşünü beklerken sokaktan geçenleri izliyordu. Bir anda başını çevirdi ve “Bir yerlerden yavru sesi geliyor,” dedi. Hepimiz kulak kesildik. Ses, annemin çeyizlik sandığından geliyordu. Meğer Yağmur, kapağı açık kalan sandığın içine girip saklanmış ve yavrularını orada dünyaya getirmişti. Annemin çeyizleri kan içindeydi ama kedi sevgisi öfkesine ağır bastı. Sandıktan çıkardığı ne varsa günlerce yıkadı, temizledi; söylene söylene ama severek… O sandık, bir anda hem hayatın hem de merhametin simgesi olmuştu.
Yavruları daha güvenli bir yere aldık. Ancak ertesi sabah şiltenin üzerinde ne Yağmur vardı ne de yavrular… Gece, yarı açık kalan bahçe kapısından giren erkek kediler yavruları götürmüştü. Günlerce ağladım. Aradan yıllar geçti ama hâlâ aklıma geldikçe içim burkulur. Doğanın acımasız yüzüyle ilk kez o yaşta karşılaştım. Hayatın her zaman şefkatli olmadığını, bazen en masum olanı bile korumadığını o gün öğrendim.

Cin bakışlı kediler

Gelelim Ayvalık’ın sevimli, şirin, bir o kadar da akıllı ve cin bakışlı kedilerine… Yaklaşık altı yıldır Ayvalık’ta yaşıyorum. Bu kentte sokaklar, caddeler, kapı önleri, pencereler, lokantalar, kahvehaneler kedilerle doludur. Sarımsaklı’da oturduğum apartmanın bahçesinde de birçok kediyi beslemeye devam ediyorum. Mama kapları boş kalmaz; bazen ormandan gelen tilki yavruları bile bu sofradan nasibini alır. Ayvalık’ta insanla doğa arasındaki mesafe her zaman biraz daha kısadır.
Bu kente geldiğim günden beri kedileri dikkatle izliyorum. Çünkü onlar bu kentin sessiz tanıklarıdır. Ayvalık’ta kediler, avdan dönen balıkçı teknelerinin limana ağır ağır yanaşmasını izler. Ağların çözülüşünü, balıkların ayıklanıp kasalara yerleştirilişini büyük bir dikkatle takip ederler. Gözleri ağlarda, kulakları balıkçıların sesindedir. Hepsinin aklında aynı soru vardır: “Payımıza ne düşecek?”

Ayvalık Kedi (9)

Kediler hiç aç kalmaz

Bu kentte balıkçılar kedileri asla aç bırakmaz. Yazılı olmayan, kuşaktan kuşağa aktarılan bir liman geleneğidir bu. Balıkçılar için kediler yalnızca sevimli sokak hayvanları değil; emeğin, bereketin ve paylaşmanın sessiz ortaklarıdır. Balıklar ayıklandıkça küçük parçalar kedilere ayrılır. Kediler mideleri dolana kadar bu şölenin tadını çıkarır, sonra sessizce bir köşeye çekilip güneşin altında uykuya dalar.
Neredeyse her teknenin bir “nöbetçi kedisi” vardır. Hangi teknenin daha bereketli olduğunu, balıkçıların hangi saatte döneceğini, teknelerin nereye yanaşacağını çok iyi bilirler. Şaşırtıcı ama gerçektir: Ayvalık’ın kedileri son derece zekidir. Hiçbiri diğerinin bekleme alanına müdahale etmez. Bu sessiz düzen, yıllardır hiç bozulmadan sürer.
Boşuna söylenmemiştir o meşhur söz:
“Ayvalık’ın kedisi, ölüsü, delisi…”
Bu kentte neredeyse her sokakta, her evin ya da dükkânın önünde mutlaka bir kediye rastlarsınız. Kimi pencere önünde güneşi izler, kimi kapı eşiğinde sabırla bir lokma bekler. Sarmanlar, tekirler, melez yavrular ayaklarınıza dolanır. Hiçbiri aç kalmaz; sahipsiz sandığınız sokakların bile mutlaka iki kapısı vardır. Birinden ses çıkmazsa, diğerinde karnını doyuracağını bilir.

Ayvalık’ı Ayvalık yapan

Ayvalık’ı Ayvalık yapan şey; taş sokakları, zeytin ağaçları ve denizi kadar bu kedilerdir. Limanın, sokakların, kapı önlerinin hafızasında onların izleri vardır. Ayvalık’ta bir kediye rastlamadan yürüyebiliyorsanız, bilin ki o gün Ayvalık sizi henüz tam olarak kabul etmemiştir.

Fotoğraflar: Göksel Kantarcı