Herkesin bir doğrusu var bu devirde.
Herkes haklı.
Herkes biliyor.
Ama garip olan şu:
Kimse kendini bilmiyor.
Bilmek dediğimiz şey artık başkasını düzeltmek oldu.
Yanlışı hep dışarıda arıyoruz.
Suç hep bir başkasında, eksik hep ötekinde.
Oysa en zor bilgi, insanın kendine dair olandır.
İnsan kendi noksanını gördüğü gün değişmeye başlar.
Çünkü eksik olduğunu kabul etmek, aslında tamamlanmanın ilk adımıdır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Eksiklerimizi örtüyoruz.
Hatalarımızı savunuyoruz.
Hatta bazen yanlışlarımızla gurur duyacak hale geliyoruz.
Bir insan düşün;
Her şeyi biliyor ama kendini bilmiyor.
Çok konuşuyor ama hiç duymuyor.
Hep anlatıyor ama hiç anlamıyor.
İşte o insan kalabalık içinde yalnızdır.
Arif olmak; çok okumak değildir sadece.
Arif olmak; kendine bakabilmektir.
Yanlışını fark ettiğinde susabilmektir.
Gerekirse geri adım atabilmektir.
Çünkü insanın büyüklüğü, kusursuz olmasında değil;
Kusurunu bilip ona rağmen yürüyebilmesindedir.
Bugün herkes kendini anlatıyor,
Ama kimse kendini dinlemiyor.
O yüzden belki de yeniden başlamak lazım:
Başkalarını değil, önce kendimizi çözmeye.
Çünkü insan kendini çözdüğünde,
Dünya zaten anlaşılır hale geliyor.
Ve belki de mesele çok basit:
Kendi noksanını bilmeyen, hiçbir zaman tamam olamaz.