Geçen gün, Ahmet Hakan, Hürriyet’teki köşesinde, “Seküler trajedi” ara başlığı ile kaleme aldığı yazıda; seküler kesimin vefat eden kişilerin ardından neler söylediğini irdeledi… Bu kesimin bulabildiği en anlamlı cenaze sözcüğünün “ışıklar içinde uyusun” olduğunu vurguladı. Ardından da “ışık” sözcüğünün İslami literatürdeki “nur” sözcüğünden türetildiğini belirtip, sekülerlerin “Dinden o kadar da uzaklaşamadığı”na dikkat çekti.
Kanımca Ahmet Hakan, seküler kesimle, dindarlar arasında bu bağlamda, bir yakınlık kurmaya çalışmış… Bir anlamda, kimi dindar kesimlerin, seküler kesimlere bakışının doğru olmadığını söylemek istemiş…
Yanlış mı yapmış?
Hayır !
Şu bir gerçek ki; en sert seküler bile cenazede yavaşlar. En ideolojik insan bile tabut geçerken başını eğer, gözünü kaçırır.
Neden?
Çünkü cenaze, ideolojilerin değil, faniliğin sahnesidir. Orada kimlikler yoktur. Musalla taşında yatanın, oyu, dünya görüşü, sosyal medya paylaşımları ve yaşam tarzı hiçbir işe yaramaz. Ortada tek bir soru kalır; “Bu insan ne bıraktı?”
Cenazeler, seküleri de, dindarı da eşitler. Biri dua eder, diğeri susar. Ama ikisi de aynı gerçekle yüzleşir; sırada biz varız !
Açık konuşalım; cenaze törenleri ölüler için değil, diriler içindir. Ölü için yapılanın adı “son yolculuğa uğurlama”dır; Ama asıl yapılan şey hatırlatmadır. Musalla taşı bir kürsüdür.
İmamın sorduğu “Ey cemaat bu mevtayı sağlığında nasıl bilirdiniz?” sorusu, sadece oradaki merhum için değildir. O soru havaya bırakılır ve kalabalığın üzerine düşer. Özünde; oradaki kalabalığa dönük; “Siz de bir gün bu musalla taşına yatacak, sizin için de aynı sorular sorulacak” uyarısı anlamını taşır.
Dolayısıyla bu ritüel; dindarın da sekülerin de kaçamadığıkaçamayacağı bir muhasebedir. CenazeBu bağlamda cenaze törenleri sadece hayatın “kapanış” konuşmasıdır.”. Ve herkes içinden kendi dosyasını açar.
Asıl trajedi; ölüm karşısında insanın edeceği kelimelerin yetmemesidir. Dua etmeyen de bir cümle arar. İnanmayan da bir temenni kurar. Çünkü ölüm karşısında insan çaresizdir ve çıplak akılla yetinemez. Kalp devreye girer. Kalp ise her zaman rasyonel değildir.
Sonuç olarak; cenazelerin seküleri, dindarı olmaz. İnanç biçimleri ne kadar farklı olsa da cenazelerin insanı olur. Çünkü orada herkes aynı gerçekle baş başadır. Güç geçici, ün geçici, tartışmalar geçicidir Musalla taşı, tüm egoları söken son duraktır. Ve kalıcı olan tek şey vardır o da başkalarının kalbinde bıraktığın izdir. Dolayısıyla belki de en dürüst cenaze cümlesi “Hakkımız helal olsun” dur. Çünkü bu; metafizik tartışmasından bağımsız bir ahlak cümlesidir Dindar için de anlamlıdır, seküler için de...