Ayvalık sokaklarında tescilli yapıların kapılarının üzerindeki tarihlere baktığınızda zaman tünelinde gidip gelir insan, 1800’lü yıllarda yapılmış ve hala dimdik gelip geçeni selamlayan evlerin içinde yaşamlar vardır
Ayvalık, tabiat parkları, adaları, papalinası, denizi ve kumsallarıyla bilinir; ama bir de arka sokaklarında kaybolsanız tadına doyamazsınız. Kente ilk kez gelecek olanlara; şöyle bir rota önerebilirim.
Cumhuriyet Meydanı’nda önce durun, bir nefes alın. Keyifli bir demli çayın tadını çıkarın. Avdan dönen balıkçı teknelerinin gelişini izleyin; balıkların ağlardan temizlenişini, kasalara dolduruluşunu, onlarca kedinin “payımıza ne düşecek” telaşıyla bekleyişini dikkatle seyredin.
Çünkü balıkçılar onları mutlaka doyurur, hem de ne doyurmak mideleri şişene kadar keyfini çıkarır sevimli dostlar. Her teknenin nöbetçi kedisi vardır, hangi tekneden daha çok mama gelir çok da iyi bilirler, Ayvalık’ın kedileri de şaka gibi gelecek ama çok akıllılar.

Kentin müthiş üçlüsü
Balıkçıların geliş saatlerini, ne zaman nereye yanaşacaklarını öylesine gözlemlemişler ki, biri diğerinin bekleme alanına müdahale bile etmez. Halk arasında şöyle bir deyiş vardır, boşuna dememişler; “Ayvalık’ın kedisi, ölüsü, delisi” diye…
Hemen her sokakta, her evin ve her mekanın önünde mutlaka bir kedi vardır. Ya pencerede bekleşir ya da kapı eşiğinin önünde kendisine uzatılacak bir lokmayı gözler bu sokak canları. Sarman, tekir, melez yavrular dolaşır durur ayaklarınıza Ayvalık sokaklarında. Hiçbiri aç kalmaz, sahipsiz sandığınız kedilerin mutlaka iki kapısı vardır; birinden ses çıkmazsa ikincisinde mutlaka bilir karnının doyurulacağını.
Macaron Sokağı
Şimdi Cumhuriyet Meydanı’ndan Macaron’a doğru uzanalım. Polis Karakolu’nun önünden yürürken, gerçek Ayvalık Tostu’nun lezzetini deneyeceğiniz tostçulardan birini tercih edebilirsiniz, adını yazarsam bir diğerine haksızlık etmiş olurum.
Karakol sokağında, tostçuların yanı sıra, meyhaneler, aktarlar ve balıkçılar sıralanır ardı ardına. Yolun bitimine geldiğinizde sizi Macaron Sokağı karşılar, bu sokak boydan boya uzanır, devam ettiğinizde İzmir yoluna kadar çıkarsınız. Yan sokaklara girdiğinizde ise Atatürk’ün Ayvalık’a geldiğinde Cumhuriyet Meydanı’na kadar halkla birlikte yürüdüğü 13 Nisan Caddesi’ne ulaşırsınız.
Bu cadde, sağlı sollu tek veya iki katlı sarımsak taşlı tescilli yapılardan oluşan muhteşem görseller sunan sokaklara açılır. Ara sokaklarda, kafeteryalar, meyhaneler, kebapçılar, mis gibi gevrek yapan fırınlar, çocukluğumuzu hatırlatan bakkallar, butik oteller sıralanır.
Bu tescilli yapıların kapılarının üzerindeki tarihlere baktığınızda zaman tünelinde gidip gelir insan, 1800’lü yıllarda yapılmış ve hala dimdik gelip geçeni selamlayan evlerin içinde yaşamlar vardır. Bazıları ise hüzünlü, kepenkleri kapatılmış, belki gelir diye sahiplerini bekleyen kırmızı kiremitli, demir kapılı evler.
Macaron Sokağı, Talatpaşa Caddesi’nden başlar uzanıp gider boylu boyunca. Sokak neleri kimleri barındırmaz ki. Hediyelik eşya satıcıları, açıldığı günden bu yana vitrinini değiştirmeyen bakkallar, ressam atölyeleri, terziler, berberler, muhallebiciler, kahvehaneler, sakızlı kurabiye satan tarihi fırınlar, aniden karşınıza çıkan meyhaneler.
Hayrettinpaşa Camisi
Bu sokağın camlı kahvehane ile kesişiminden sola döndüğünüzde ikiye ayrılan bir yol çıkar karşınıza. Sağa döndüğünüzde dar, kesme taşlı sokaklarda kaybolup gidersiniz. Sola döndüğünüzde ise muhteşem bir anıtsal yapı sizi karşılar; Hayrettinpaşa Camisi, 1780 yılında Dimitrakellis Oikonomos, bugünkü Hayrettinpaşa Mahallesi’nin merkezini oluşturan; Panagia ton Orfanon (Yetimlerin Kutsal Meryem’i) Kilisesi ile iki okul binasından oluşan bir yapı topluluğu inşa ettirir. 1850 yılında bu kilisenin yerine Kato Panagia Kilisesi yapılır. Mübadeleden sonra yapı camiye dönüştürülür; avlusundaki okul binaları ise Gazi Ortaokulu olarak işlevlendirilir.
Hayrettinpaşa Camisi’ne adım attığınızda, muhteşem mimarisi karşısında hayranlığınızı gizleyemezsiniz. “İyi ki korunmuş, iyi ki kiliseden camiye dönüştürülmüş” diye geçirirsiniz içinizden. Kato Panagia, Ayvalık’ın en büyük kilisesi olmasının yanı sıra, yaklaşık 4.000 metrekarelik alanı çevreleyen yüksek duvarlı avlusuyla kentin en geniş açık alana sahip dini yapılarından biridir.
Yapı, plan şeması ve iç mekân düzenlemesi açısından Taksiyarhis Kilisesi ile büyük benzerlikler gösterir. En belirgin fark, Taksiyarhis Kilisesi narteksinde görülen pahlandırmaların burada bulunmamasıdır. Narteksin üst katını batıda sekiz, yan cephelerde ise yedişer sütun taşır; alt kat, bu sütunların bağlandığı kemerlerle tamamen dışa açıktır.
Yapı malzemesi yöresel sarımsak taşıdır. Camiye dönüştürülme sürecinde kıymetli ikonalar buradan götürülmüş, sütun başlıklarındaki havari tasvirleri ve duvar freskoları ince bir sıva ile kapatılmıştır. Beden duvarlarının büyük bölümü içten ve dıştan sıva-badana ile örtülmüştür.
Hayrettinpaşa Camisi’nde, önceki yazılarımda da söz ettiğim gibi; ister ibadetinizi gerçekleştirin ister bolca fotoğraf çekin. Ardından kara tarafına yönelin, yeniden 13 Nisan Caddesi’ne çıkın. Sola dönüp Şeytan’ın Kahvesi’ne ulaşın. Havalar soğuksa sıcacık cevizli kaynar içinizi ısıtır; yazın sıcağında bunaldıysanız buz gibi, el yapımı koruk suyuyla ferahlarsınız.
Yazması benden, gezip görmesi sizden…
Ayvalık’ın kedisi…
Ayvalık’ta kediler, avdan dönen balıkçı teknelerinin limana ağır ağır yanaşmasını izler. Ağlardan balıkların ayıklanışını, kasalara yerleştirilişini, “payımıza ne düşecek” diye sabırsızlıkla bekler. Ayvalık’ta balıkçılar kedileri asla aç bırakmaz. Öyle ki, sevimli kedicikler mideleri dolana kadar bu şölenin tadını çıkarır. Her teknenin adeta bir “nöbetçi kedisi” vardır; hangi tekneden daha çok nasip geleceğini de çok iyi bilirler. Şaka gibi ama gerçektir: Ayvalık’ın kedileri son derece zekidir. Balıkçıların hangi saatte geleceğini, teknelerin nereye yanaşacağını öylesine iyi gözlemişlerdir ki, hiçbir kedi bir diğerinin bekleme alanına müdahale etmez. Boşuna söylenmemiştir halk arasında dolaşan o meşhur söz: “Ayvalık’ın kedisi, ölüsü, delisi…” Bu kentte neredeyse her sokakta, her evin ya da her dükkânın önünde mutlaka bir kediye rastlarsınız. Kimi pencere önünde nöbet tutar, kimi kapı eşiğinde uzanacak bir lokmayı sabırla bekler. Sarmanlar, tekirler, melez yavrular ayaklarınıza dolanır Ayvalık sokaklarında. Hiçbiri aç kalmaz; sahipsiz sandıklarınızın bile mutlaka iki kapısı vardır. Birinden ses çıkmazsa, diğerinde karnının doyacağını bilir.
Kaynakça
Dimitrios Psarros, “Ayvalık / Kydonies’in Kentsel Tarihi, Ege’nin iki Yakası-1 Ayvalık Kent Tarihi Çalışmaları içinde (Çev A. Yorulmaz),Yayımlanmamış Çeviri Metni. Ayvalık 2004, s.6
Yasemin İnce Güney, “Appropriation and Authenticity: The case of Transforming Churches into Mosques in Ayvalık”, International Journal of Architecture & Planning, 2016 Volume 4, Issue 2, s.43.
Yılmaz Büktel, “U Narteksli Geç Dönem Kiliseleri II: Ayvalık”, IJSHS, 2018; 2 (2), s.73-74.