Gazeteci Havva Gümüşkaya yaptığı haberle tarımın geldiği son noktayı gözler önüne serdi. Bugün BirGün Gazetesi'ne manşet olan işte o araştırma haber;
"Ortadoğu’da yaşanan savaş, tarımın zaten kırılgan olan yapısını daha da kırılganlaştırdı. Tarımsal üretimin en temel maliyet kalemleri arasında yer alan gübre, mazot, yem ve enerji fiyatlarındaki artış, üreticiyi ekim döneminden hasat dönemine kadar borç ve belirsizlik kıskacına sürüklüyor.
Gübre hammaddesinin yüzde 80-90’ının ithalata bağlı olması, dış piyasadaki her dalgalanmanın doğrudan üretim maliyetlerine yansımasına neden oluyor. Çiftçi daha tarlaya tohum atmadan yükselen girdi maliyetleriyle karşı karşıya kalırken sulamadan hasat dönemine enerji giderleri de yükü katlıyor.
TÜİK’in son Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi Mart ayında aylık yüzde 3,89 artarken yıllık artış yüzde 34,26’ya ulaştı. Üreticinin yıl başından bu yana maruz kaldığı girdi enflasyonu ise yüzde 11,25 oldu.
En sert yükseliş gübre ve toprak geliştiricilerde yaşandı. Yıllık artış yüzde 48,33’e ulaşırken aylık artış yüzde 9,69 olarak hesaplandı. Mazotun da yer aldığı enerji ve yağlayıcılar grubunda aylık artış yüzde 9,55 oldu. Hayvan yemindeki yıllık fiyat artışı da yüzde 35,86’ya çıktı.
BORÇ ÇİFTÇİNİN MECBURİYETİ
Yüksek maliyetler karşısında üretimini sürdürebilmek için banka kredilerine, Tarım Kredi Kooperatiflerine ve girdi sağlayan tüccarlara borçlanan çiftçinin yükü her geçen gün ağırlaşıyor.
BDDK’nin verilerine göre 2026 Mart ayı itibarıyla tarım, avcılık ve ormancılık alanındaki toplam kredi borcu 1 trilyon 371 milyar liraya ulaştı. Sadece tarım alanında bankalara olan borç 1.3 trilyon liraya çıktı.
Geçen yılın aynı döneminde 960 milyar lira seviyesinde olan tarım borcu böylece bir yılda %41 arttı. Borçlarını çeviremeyen üreticiler ise traktörünü, hayvanını ve tarlasını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı.
Takibe düşen tarım kredilerindeki artış, krizin boyutunu ortaya koyuyor. Geçen yıl Mart ayında 5,3 milyar lira olan takipteki kredi borcu, bu yılın aynı ayında yüzde 300’lük artışla 21,2 milyar liraya yükseldi.
Üretim alanında başlayan tsunami ise sofraya yaklaşıyor.
Yaz aylarında arzın artmasıyla gerilemesi beklenen sebze ve meyve fiyatları, yükselen üretim ve taşıma maliyetleri nedeniyle düşmek yerine daha da artma riski taşıyor.
MB’nin ikinci enflasyon raporunda da gıda fiyatlarındaki yükselişe dikkat çekildi. Rapora göre sebze-meyve grubunda yılın ilk dört ayında yüzde 57’lik fiyat artışı yaşandı. Daha önce yüzde 19 olarak öngörülen yıl sonu gıda enflasyonu tahmini yüzde 26,3’e çıkarıldı. Ancak bu tahmin de gerçekçi bulunmuyor.
TÜİK’in son verilerine göre gıda enflasyonu yüzde 34,55 seviyesinde gerçekleşti. Üretim maliyetlerinde ve taşıma maliyetlerindeki artış nedeniyle gıda fiyatlarının yaz aylarındaki bolluğa rağmen daha da artması bekleniyor.
Üreticiyi yalnızca ekonomik kriz değil, iklim krizinin yarattığı afetler de vuruyor. Ziraat Mühendisleri Odası’nın (ZMO) açıklamasında aşırı hava olaylarının tarımsal üretimde yıkımlara yol açtığı vurgulandı. Açıklamada, üretimin devam edebilmesi için tohum, fide ve fidan desteğinin bedelsiz sağlanması gerektiği kaydedildi.
ZMO ayrıca, yaşanan zararların ÇKS kaydı ya da tarım sigortası şartı aranmaksızın ‘afet’ kapsamında değerlendirilmesi ve üreticilerin kayıplarının hızla karşılanması için çağrı yaptı.
Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım şu değerlendirmeyi yaptı:
"TÜİK’in rakamları çok düşük. Mesela aylık olarak hem gübrede hem mazotta artış yüzde 9,55 görünüyor. Hâlbuki mart rakamları onlar. İran Savaşı başladı gübre fiyatları, mazot fiyatları uçtu. Ziraat Odaları Birliği’nin Mart ayı verilerinde mazotta yüzde 22’nin üzerinde, gübrede de yüzde 26 ile yüzde 8,5 arasında değişen çeşidine göre bir fiyat artışı var. TÜİK rakamları gerçekçi değil. Akaryakıt fiyatlarının artışı zaten sofralara yansıdı. Nisan ayında birçok ürünün fiyatları arttı. Bu rakamlar Mart verileri. Bundan sonra yansır mı? Tabii ki. Ama bundan sonra tarla ürünleri devreye gireceği için tarım ürünlerinde öyle aşırı bir yükselme olmaz.Daha önce biber 400-500 lira oldu, patlıcan da. Ve bunun üretime, tarla bitkilerine yansıması bundan sonraki dönemde mutlaka olur. Asıl üzerinde durulması gereken şey girdi fiyatları. Girdi fiyatlar bu kadar artarken Haziran başında buğday, arpa alım fiyatı açıklanacak, bu ne kadar çiftçinin ürününe yansıtılacak o daha önemli. Çiftçi daha pahalıya üretirken yine enflasyon oranında mı ürünler artırılacak yoksa girdi fiyatlarındaki artışlar yansıtılacak mı? Üretimin devamlılığı açısından o çok daha önemli.’’
BUĞDAY, ARPA VE FINDIĞIN FİYATI NE OLACAK?
Üreticiyi artan girdi fiyatları karşısında bir başına bırakan iktidarın 35 TL olarak açıkladığı yaş çay alım fiyatına tepkiler sürerken gözler buğday, arpa, mercimek, nohut ve fındık için açıklanacak fiyatta.
Buğday, arpa başta olmak üzere bazı ürünlerde hasada sayılı günler kaldı. Ekonomim’den Ali Ekber Yıldırım’a göre Aydın Söke’de lokal denilecek birkaç dekar arazide ilk hasat yapıldı ve sembolik fiyatla (kilosu 20 liradan) satıldı.
Aşırı yağışlar nedeniyle hasat, bölgeye göre 2-3 hafta gecikecek. Hazirandan itibaren hasadın başlaması öngörülüyor. Geçen yıl buğday alım fiyatı ton başına 13 lira 750 lira olarak açıklanmıştı. Buğday, arpa, çay dahil son iki yıldır hiçbir ürün için fark ödemesi yani destekleme primi açıklanmadı.
Büyük bir olasılıkla bu yıl da hiçbir ürün fark ödemesi açıklanmayacak. Çayda son olarak 2024’te kilo başına 2 lira destekleme primi açıklanmıştı.




