Zindanda üç gazeteci !

Bazı sözler vardır, insanın boğazına düğümlenir; ne yutulur ne de tükürülür. Sabahattin Ali'nin;
" Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya...
En büyük şey, en asil şey küçülür burda. Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey bir yapmacık, bir gösteriştir." dizeleri bunu anlatır.
Bir aynanın kırık yüzü gibi, bu memleketin gerçeğini parça parça gösterir. Ve o aynanın arkasında dimdik duranlar vardır...
İşte o dik durup hakikati söyleyenler çoğu zaman bir dürbünün ters tarafından seyredilir. En büyük olan küçültülür, en sahici olan itibarsızlaştırılır. Onlar kalemiyle konuşur. Ama o kalem, bir kurşundan daha ağır gelir bazılarına.
Onlar;
Anadolu’nun o yoksul, o mahzun yüzünü, namuslu temiz insanlarını anlatır... Bebelere göz dikecek kadar insanlıktan nasibini almamış sapık ve alçaklarla kavga eder onlar... Köylünün kaderini, memurun çaresizliğini, insanın içindeki o derin yalnızlığını sorgular onlar... Hikâyelerinde ne bir süs ne de makyaj vardır. Bütünüyle yalın ve gerçek. Ve o gerçeklik, çoğu zaman rahatsız eder kimilerini... Rahatsızlık büyüdükçe tahammül küçülür. Ne yazık ki bu memleketin kadim bir hastalığıdır bu. Tıpkı Yaşar Kemal'in "Bu topraklar hikâye doğurur, ama hikâyesini anlatanı kolay kolay bağrına basmaz" dediği gibi... İşte bugün zindana atılan gazeteciler Merdan Yanardağ, Ali Can Uludağ ve İsmail Arı o anlatıcılardan birileridir. Onlar doğruları anlattılar. Toplumdaki ahlaksızlık, kayırmacılık ve hukuksuzluklara karşı çıktılar. Her biri bir gazeteci olarak görevini yaptı. Ve bu görev suç değildir.

*
Ama gel gör ki onların bu yaptıkları, birilerinin hiç hoşuna gitmedi, birilerini de fena halde rahatsız etti. Derken sistem, kendini kurtarma adına, hukuku hiçe sayarak onları "dosyalayıp" hapse attı.
İşte bu dosyalar kapanmaz. Toprağın altında değil, "kamu vicdanı"nda açık kalır. Çünkü mesele sıradan bir olay değildir. Mesele, bir fikrin, bir sözün, bir hakikatin susturulmak istenmesidir.

*
Bugün dönüp bakıyoruz…
Yalan, iftira ve inkâr halâ para ediyor mu? Gösteriş hâlâ alkış topluyor mu?
Cevabı hepimiz biliyoruz ama yüksek sesle söylemeye cesaret eden az. Risk alıp cesaret ederek yazanlar ise bedel ödemeyi de göze almışlardır. Ve onlar hakikatin inadıdır.
Ve hakikat…
Ne kadar küçültülmeye çalışılırsa çalışılsın, bir gün mutlaka dürbünün doğru tarafından bakılmayı bekler.
O gün geldiğinde, bu memleket kendine şu soruyu soracak:
Biz mi küçüktük, yoksa bakışımız mı ters?
Cevap ağırdır ama kaçışı yoktur.