Zeytinin ve sanayinin liman kenti: Ayvalık

Dünyanın pek çok yerinde sanayi alanları kentin dışındayken Ayvalık’ta üretim hayatın içine karışmış. Belki de Ayvalık’ı özel kılan tam olarak budur: Sanayi, kenti boğmamış; kenti var etmiştir

Ayvalık’a bugün baktığımızda gördüğümüz taş sokaklar, sabunhaneler, zeytinyağı fabrikaları ve kıyıya yaslanmış eski yapılar aslında bize sessizce bir şey anlatır: Bu kent bir “tesadüf” değil. Çünkü; Ayvalık, 19. yüzyılın rüzgârıyla şekillenmiş bir liman kentidir.

Hikaye zeytinden çok eski

Osmanlı’nın sanayi ve ticaretle tanıştığı o hareketli yıllarda, limanlar yalnızca gemilerin değil, fikirlerin ve üretimin de uğrak noktasıydı. İzmir başta olmak üzere Ege kıyılarındaki pek çok kent bu dönüşümü yaşadı. Ama Ayvalık’ın hikâyesi biraz daha çarpıcıydı.1800’lerin başına kadar küçük, sakin bir kıyı kasabasıyken, kısa sürede Batı Anadolu’nun en canlı sanayi ve ticaret merkezlerinden birine dönüştü.

Evet, zeytin Ayvalık’ın simgesi ama hikâye ondan çok daha eski. Yapılan araştırmalar, bölgede tahıl üretiminin, yel değirmenlerinin ve tuzlaların uzun yıllar boyunca aktif olduğunu gösteriyor. Rüzgârın hiç eksik olmadığı bu topraklarda öğütülen tahıllar, deniz yoluyla uzak diyarlara gönderilmiş. Tuzlalar sayesinde ürünler salamura edilerek korunmuş, tabakhanelerde işlenen derilerle yapılan tulumlar ise zeytinyağının taşınmasını kolaylaştırmış.

Sanayi devrimi

Derken Sanayi Devrimi kapıyı çalıyor. Buharlı makineler İstanbul ve İzmir’den sonra Ayvalık’a da geliyor. Özellikle 1850’lerden sonra zeytin ve zeytinyağı üretimi adeta patlama yapıyor. Kent, denizle kurduğu bağ sayesinde büyüyor; üretiyor, ihraç ediyor, zenginleşiyor.

Ayvalık’ın kıyısında yürürken fark etmeden geçtiğimiz o düzenli tarihi kent sokakları da işte bu dönemin ürünü. 1823’te hazırlanan kadastral planla kıyı hattı dolduruluyor, ızgara planlı yeni bir yerleşim ortaya çıkıyor. Zeytinyağı fabrikaları, sabunhaneler, depolar ve atölyeler kıyıya diziliyor. Üretilen her şey iskelelerden gemilere yüklenip dünyaya açılıyor.

1880’de Dalyan Boğazı derinleştiriliyor ve büyük gemiler Ayvalık’ın iç limanına girebiliyor. İşte o andan sonra Ayvalık artık sadece bir sahil kasabası değil; gerçek anlamda bir liman kenti. Dünyanın pek çok yerinde sanayi alanları kentin dışında, yüksek duvarların ardında kurulurken Ayvalık’ta üretim hayatın içine karışmış. Fabrikalarla evler yan yana, sokaklar hem işçilerin hem çocukların yolu olmuş.

Belki de Ayvalık’ı özel kılan tam olarak budur: Sanayi, kenti boğmamış; kenti var etmiştir. Bugün Ayvalık’ta gördüğümüz endüstriyel miras, yalnızca eski binalardan ibaret değildir. O yapılar; rüzgârı, zeytini, emeği ve denizi aynı potada eriten bir aklın izleridir. Ve bu izler, Ayvalık’ı dünyadaki pek çok kentten ayıran asıl değeri oluşturur.

Ayvalık bu hikâyeye pek uymaz.

Sanayi Devrimi’nden söz ettiğimizde, gözümüzün önüne çoğu zaman kentin dışında, sınırları belli, kendi dünyasını kurmuş dev endüstri alanları gelir. Avrupa’da maden ocakları, elektrik santralleri, tuzlalar ya da et işleme tesisleri genellikle böyle gelişmiştir: Kentten biraz uzak, düzenli, kontrollü ve kendi kendine yeten kampüsler hâlinde. Bu kentte doğa ve yaşam, başından beri farklı bir denge kurmuştur. Tahıl tarlaları ve zeytinlikler kentin doğusundaki yamaçlara ve düzlüklere yayılırken, insanlar denize bakan yamaçlarda yaşamayı seçmiştir. Osmanlı kentlerine özgü o kıvrımlı sokaklar, dar geçitler ve beklenmedik köşeler; Ayvalık’ta da topoğrafyanın rehberliğinde oluşmuş, düzensiz gibi görünen ama aslında kendi içinde son derece tutarlı bir kent dokusu yaratmıştır.

Asıl kırılma zeytin ve

zeytinyağıyla birlikte yaşanır

Zeytine dayalı sanayi büyüdükçe, Ayvalık’ta alışıldık bir sanayi kampüsü ortaya çıkmaz. Bunun yerine, üretim doğrudan denizle buluşur. Fabrikalar, depolar, iskeleler; kentin dışında değil, tam kalbinde, yaşam alanlarıyla yan yana, hatta kimi zaman denizin içine doğru uzanarak var olur. Sanayi burada kenti takip etmez; kenti şekillendirir.

Belki de Ayvalık’ı benzersiz kılan tam olarak budur. Endüstri, bu kentte bir arka plan faaliyeti değildir. Kentin hafızasını, kıyı siluetini ve günlük yaşamını kuran ana unsurlardan biridir. Bu nedenle Ayvalık’ın endüstriyel mirası, dünyadaki pek çok örnekten ayrılır; yalnızca korunması gereken yapılar değil, kenti var eden bir bütün olarak karşımızda durur.

Ayvalık’ta zeytin yalnızca ağaç değildir. Sokaktır, kıyıdır, duvardır, iskeledir… Ve belki de bu yüzden Ayvalık, endüstri mirası denince ezberleri bozan nadir kentlerden biridir.

Kaynakça

19.Yüzyıl Uluslararası Deniz Ticaretinin Batı Anadolu Yerleşimlerine Sosyo Ekonomik ve Mekânsal Yansımaları “Ayvalık Örneği”, Berrin Akın, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi (OÜSBAD), 2015.

The Grid that Remained: Redating the Coastal Urban Morphology of Ayvalık, H.Sercan Sağlam, Heritage and The City: Values and Beyond, 2022.

Akbulut, M. R. (1992). Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İstanbul ve Kadıköy: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İstanbul ve Kadıköy Örneklerinde Plan Dinamikleri ve Mekânsal Dönüşümün İncelenmesi (Unpublished master’sthesis). İstanbul: Mimar Sinan Fine Art University.

Ayvalık Tarihinde Zeytinyağı Üretim, Depolama Ve Satış Binalarının Yeri Ve Önemi, Hatice Uçar, Trakya University Journal of Engineering Sciences, 2014.

Önder Aksoy Fotoğraf Arşivi.