Zenginler adına çalışan hırsızlar !

CHP’li belediyelere karşı sürdürülen “amansız” operasyonlara bir yenisi daha eklenince aklıma geldi…

Öykü; herkesin hırsız olduğu hayali bir ülkede başlar.. Bu ülke halkının işi; akşamları hava kararınca, fenerini, maymuncuğunu ve torbasını alıp birbirinin evini soymak. Böylece herkes, sabah olduğunda kendi evinin bir başkası tarafından soyulduğunu görür. Düzen, yıllardan beri böyle sürer…

İlk bakışta bu durum kaotik görünse de sistem kendi içinde bir denge kurmuştur. Kimse aşırı zenginleşemez, kimse tamamen yoksullaşmaz. Herkes birbirinden çaldığı ve kendisinden de çalındığı için servet sürekli el değiştirir. Devlet de halktan çalan bir mekanizmadır; halk ise devleti aldatmaya çalışır. Böylece “dürüst olmayan ama işleyen” garip bir denge oluşmuştur.

Bir gün, hiç bu taraklarda bezi olmayan “namuslu ve dürüst” bir adam çıkagelir ülkeye…Adam geceleri hırsızlığa çıkmaz. Lambasını yakar ve evinde oturup kitabını okur. Adamın beklenmedik bu tavrı düzeni bozar. Lambası yandığı için kimse cesaret edip evini soymaya kalkamaz.

Ahalide homurdanmalar başlar… Derken; yetkili makamlara şikayet edilir. O’na derler ki; “Bak arkadaş ! Senin akşamları evinde lambanı yakarak oturma hakkın var ama bizim de geceleri çalışma hakkımız var. Hele sen şu evi bir terk et bakalım!” Ve adam çaresiz, akşamları lambasını söndürüp bir süreliğine dışarı çıkmak zorunda kalır. Ancak her eve dönüşünde görür ki; “kendisi başkasının evini soymasa bile” kendi evi başkaları tarafından soyulmuştur.

Zamanla dürüst adam, yoksullaşır. Soyulmayan ya da soyulamayan evlerin sahipler ise zenginleşmeye başlar… Böylece toplumda ilk kez “ekonomik eşitsizlik” ortaya çıkar. Bu ise yeni bir süreçtir. Zenginleşenler, mallarını korumak ister. Bekçiler tutar, kasalar yaptırırlar, polis teşkilatı kurarlar. Bu arada “ahlak değer yargıları da” değişmeye başlar. Kendileri hırsızlığa çıkmayı terk eder ama ücretli hırsızlar çalıştırırlar.

Bu gelişmeyle birlikte toplum sınıflara ayrılır;

Zenginler… Zenginler adına çalışan hırsızlar... Ve giderek yoksullaşan halk…

Böylece, başlangıçtaki garip eşitlik ortadan kalkar. Bir avuç insan, büyük servet sahibi olurken, çoğunluk iyice fakirleşir. Gel zaman git zaman; dürüst adam çoktan ölmüş, toplumdan silinip gitmiştir. Halk ise açlığa mahkûmdur. Sonuçta herkes, yaşanan bozulmanın suçunu dürüst adama yükler. Çünkü onun bireysel erdemi, üzerine kurulu olduğu bozuk sistemi görünür hale getirmiştir.

***

Italo Calvino’nun, “The Black Sheep” (Kara Koyun) adlı bu öyküsü aslında dürüstlüğü övüp, namussuzluğu sorgulayan bir anlatım değildir. Bu öyküde esas yanıtı aranan soru şudur;

Bütünüyle adaletsiz kuralların işlediği bir ülkede, tek bir dürüst insan bu düzeni değiştirebilir mi yoksa sistem onu dışlayıp kendini yeniden mi üretir?

Kıssadan hisse…