Zafer yolu !

Yıl 1921… Mart ayı…Kış, Anadolu’nun iliğine kadar işlemiş. Ayaz dediğin, bıçak gibi… İnsan nefes aldıkça içi kesilir. Ama o yol… O yol; İnebolu- Kastamonu – Ankara yolu… O yol durmaz. Çünkü o yolun ucunda bir memleketin istiklali vardır. Ve o yolun üstünde bir kadın yürür. Adı Şerife Bacı…Bir kağnının başında… Bir yanında iki aylık bebeği… Öbür yanında milletin umudu… Taşıdığı yalnızca cephane değildir; bir halkın diz çökmeme iradesidir. Her bir mermi 30-40 kilo… Ama asıl yük, omuzlarına çöken tarihtir.
O gün, İnebolu kıyılarından başlayan yolculuk, Ankara’ya uzanır. Denizden, Alemdar gemisiyle gelen mühimmat, Anadolu’nun bağrından geçerek cepheye ulaşacaktır. Erkekler cephede, kadınlar yolda… Savaş dediğin, sadece kurşunla değil, sabırla da verilir.
Şerife Bacı, kağnısının üzerine abanır. Çünkü bilir… O mermiler ıslanırsa, bir cephe susar. Bir cephe susarsa, bir millet diz çöker. Ama doğa acımasızdır. Tipi kudurur, rüzgâr ulur. Soğuk, iliklere değil, kaderlere işler.
Ve bir sabah…
Kastamonu kışlasının yakınında, kağnının üstünde bir sessizlik bulunur. Şerife Bacı donmuştur. Ama ölüm bile onun duruşunu bozamamıştır. Hâlâ mermilerin üstüne kapanmış, hâlâ evladını korur vaziyettedir. İşte o an… Savaşın tarihi yeniden yazılır. Çünkü o günden sonra kahramanlık, sadece cephede değil; yolda, karda, yoklukta da tarif edilir. Şerife Bacı, artık bir isim değil; bir sembol, bir kahramandır, nice adı bilinmeyen diğer kadınlarımız gibi… O ve onun gibilerin hikâyesi, Kurtuluş Savaşı’nın görünmeyen yüzüdür. Tarih kitaplarının satır aralarında kalan değil, aslında o satırları yazdırandır.
Bugün, Seydiler’de, İnebolu’da, Kastamonu’da onun adı anılır. Anıtlar dikilir, törenler yapılır… Ama mesele şu: Biz gerçekten anlıyor muyuz?
Anlamak… Sadece hatırlamak değildir. Anlamak, o yükü hissetmektir. Bugün elimizdeki rahatlığın, bir kadının donmuş ellerinden süzüldüğünü bilmektir. Ve en önemlisi, o ruhu kaybetmemektir.
Bugün yanı başımızda yaşanan anlamsız bir savaş bütün acımasızlığı ile sürerken geldi aklıma Şerife Bacı… Şimdi soralım kendimize; bugünün siyasetinde, bugünün toplumunda, o fedakârlığın gölgesi var mı? Yoksa biz, zafer yollarını asfaltlayıp hikâyelerini unutan bir nesle mi dönüştük? Şerife Bacı’nın donan bedeni, aslında bir milleti ısıttı. Ama unutmayalım… Hafıza da donar. Eğer anlatmazsan, yaşatmazsan, sahip çıkmazsan…Ve tarih, unutanları asla affetmez. O yüzden bu öykü, bir nostalji değil, bir uyarıdır. Bir millet, zafer yolunu unutursa, yönünü de kaybeder.