Peşinen söyleyeyim; hiçbir suç cezasız kalamaz. Hangi makamda olursa olsun; hangi ünvanı taşırsa taşısın suç işleyen mutlaka cezasını çekmeli! Hukuk ve yasa devletinin “olmazsa olmaz” kuralı budur. Ve hiç kimse, “güç bende yetki bende” deyip, suç işleyen bir başkasını koruyamaz, olayı örtemez. Çünkü; suç işleme özgürlüğü diye bir kural ya da kavram yoktur.
Şu Gülistan Doku olayı… Altı yıl önce ortadan kaybolan genç bir kız öğrenci… Öldü mü, öldürüldü mü? Cinayet mi değil mi? 6 yıl önce dosyası rafa kaldırılan bu olay, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeniden açıldı ve olayda adı geçen çok sayıda kişi gözaltına alınıp, tutuklandı… Bu isimlerden biri de zamanın Tunceli Valisi Tuncay Sonel..
Ve bugün Sonel için kimileri inanılmaz bir linç kampanyası sürdürüyor.
***
Tuncay Sonel’i 2006 yılında tanıdım… O tarihler Birecik Kaymakamıydı. Dikkat çekici çalışmaları vardı. Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Bayer önermişti O’nunla konuşmamı. Ve radyo yayınına almıştım kendisini… (İstanbul’da yayın yapan Radyo24’te) İcraatlarını anlattı… 2001’de Kırklareli’nin Vize ilçesindeki kaymakamlığı sırasında, caddelerdeki refüjlere yüzlerce ceviz ağacı dikmesi halktan çok ilgi görmüştü…
Birecik’te ise kız çocukların okullaşması için “aileleri teşvik eden” bir kampanya yapmıştı… Ayrıca, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmasına dönük “el emeği” projeler geliştirmişti.. Sonel, 2008’de Trabzon’un Of ilçesine atandı. Projelerini burada da sürdürdü. Festivaller düzenledi. Kültürel etkinliklerde insanları bir araya getirdi… Bu nedenle Of Belediye Meclisi kararıyla, “Fahri hemşehri” beratı verildi kendisine… Ki o tarihlerde Of Belediye Başkanı, bugün Cumhurbaşkanlığı Baş danışmanlarından olan Oktay Saral’dı…Daha sonra tayin oldu… Önce Seydişehir, ardından Bandırma ve Kadıköy Kaymakamlıkları…Derken, 2017’de Tunceli Valiliğine getirildi… Üç yıl sonra da 2020’de Ordu Valiliğine atandı… Ve 2024’de merkeze alındı.
Görev anlayışıyla Sonel’in bende bıraktığı izlenim; “Ben devletin valisiyim” diyen ve sıra dışılığı ile bürokraside önemli iz bırakan merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’na öykünmesiydi… Bu nedenledir ki iddialara çok şaşırdım ve çok üzüldüm ! Olay yargı aşamasında… Hakikatin ne olduğu, hangi dramların ne tür yaşandığı yargılama sonunda ortaya çıkacak. Ve bizler kimin hangi cehennemde yandığını bilemeyiz.
***
Devletin Valisi derken…
Gazetesi eski dostum Emin Koç’un sosyal medyada paylaştığı bir anı var ki; “Devlet adamı” ve “devleti yöneten adamlar” kavramlarının içinin doldurulması bakımından ibret vericidir… Şöyle ki;
Yıllar önce (muhtemelen 1994) İzmir ile Çeşme arasında yolcu taşıyan bir minibüs,“kimlik kontrolü için” polis tarafından durdurulur… Ayakta seyahat eden bir yolcunun kimliğine bakan polisler dona kalır. Kimliğinde “Bilecik Valisi” yazmaktadır. İlk şaşkınlığı atlatan polisler;
“Sayın valim sizi biz götürelim" dediler… Vali Bey; “Teşekkür ederim. Tatildeyken devletin aracına binmem" der. Ki o Vali; görev yaptığı Bilecik, Niğde, Erzincan ve Manisa illerinde sabahları valilik makamına yürüyerek giderdi. Ankara'daki “valiler toplantıları”na da kendi biletini alarak otobüsle giderdi. Ve o Vali’nin adı da merhum Refik Arslan Öztürk’tü… Sevgili gazeteci – yazar arkadaşım Saygı Öztürk’ün ağabeyi…
Sonuç olarak demem o ki; devletin valisi olmak kolay değil.