Turizm nereye?

Rahmetli Demirel’le gelişen ve Özal’la patlayan turizm, son yıllarda Arap-ve Rus ağırlıklı profil değiştirmesine rağmen, iyi -kötü tırmanıyordu.

Ama yanlış ve sağlıksız ekonomi politikamız sonucu enflasyon ve hayat pahalılığı iyice artıp rakamları uçurdukça, Türk turizmi de cazibesini ve rakip ülkelerle rekabet şansını kaybetmeye başladı. Bugün Avrupa ülkeleri ve İspanya ile Yunanistan gibi tatil ülkeleri, otel ve tesisleri bizim kadar iyi olmamasına rağmen, yarı fiyatımıza müşteri topluyor, gelir ve turist istatistiklerimizi ciddi şekilde tehlikeye düşürüyor. Bugün Mısır ve Fas gibi ikinci lig Müslüman ülkeleri bile, çok düşük fiyatlarıyla tercih edilen ülkeler arasına girdi. Bu aleyhte gelişmeleri görmezden gelemeyiz.

Ayrıca dünyanın en pahalı içkisini ve yiyeceğini satıyoruz. Bir kadeh viski yada bir bardak şarap, onların şişe fiyatına geliyor. Bu yüzden şikayetler ve tepkiler giderek yoğunlaşıyor. İçkiye alışık Avrupa’lı turist, bizdeki fiyatları görünce ürküyor, kaçıyor ve aleyhimizde propaganda yapıyor. Her şey dahil sistemiyle ayakta tutmaya çalıştığımız turizmimizi, bundan böyle aynı sistemle koruyamaz ve geliştiremeyiz. Fiyatlar öylesine arttı ki, hiçbir işletmeci her şey dahil sistemiyle para kazanamaz. Yakıt fiyatlarının harp nedeniyle astronomik çizgiye ulaşması ve daha da artış belirsizliği, turist taşımacılığını da çok zorlayacak gibi duruyor. Bununla ilgili çalışmalar var mı, turizmimizi bekleyen tehlikelere karşı yeni politikalar üretiliyor mu? Bu konuda sektör de, kamuoyu da pek bilgi sahibi değil.

Turizm Bakanlığı ülke tanıtımında başarılı işler yaptı, etkili reklamları teknolojiyi de iyi kullanarak dünyaya yaydı. İyi de, yaşam güvenliğimizdeki olumsuz olaylar, kadın cinayetleri ve çevre katliamları ile çok yüksek enflasyon, bu güzel reklamların etkisine büyük zarar vermedi mi, vermiyor mu? Turizm çok hassas ama çok da büyük bir sektördür.54 işkoluyla çok yakın ilişkilidir. Turizm tesis ve işletmelerinin yıllık yenileme ve yatırım maliyetleri 3 milyar dolar civarındadır. Bunlar yaklaşık yılda 28-30 milyar dolarlık (inşaat-tarım-gıda-ulaştırma için)satın alma yapıyorlar. Turizmde 1,5 milyon personel çalışıyor. Turizm gelirimiz toplam ihracatımızın yüzde 18’ini de aşıyor. Türkiye’ye yılda gelen 64 milyon turist,65 milyar dolar bırakıyor. Bunlar fena rakamlar değil. Tüm olumsuz ve dünyayı da etkileyen şartlara rağmen, bu ziyaretçi ve turist sayısını küçümseyemeyiz.

Turizmimizin gelişmesinde ve yeni pazarlara yönelmesinde eski ve tarihi eserlerimiz de büyük rol oynuyor. Yeni kazılar, yıllardır süren kazıların hızlandırılması ve ödeneklerin arttırılması, müzelerin iyileştirilip rahat ve ilgiyle gezilebilir hale getirilmesi(Bodrum Deniz Müzesi hariç) ve ören yerlerimizin yeniden düzenlenmesi yararlı ve başarılı çalışmalar olarak dikkati çekiyor. Tarihi ve arkeolojik değerlerimizin müşterileri, başta Çin, Japonya ve Amerika olmak üzere giderek artıyor. Kim ne derse desin, iyiyle kötüyü ayırmayı, iyiyi takdir kötüyü ise eleştirmeyi öğrenmeliyiz. Kızgınlıklar, öfkeler ve menfaatler genel değerlendirmeye tesir etmemelidir. Peki, yanlışları da görüp uyarmak gerekmez mi? Turizmde yaptığımız en büyük yanlışlık, Türkiye’mizi Ortadoğu ülkesi fotoğrafına döndürmek, Avrupa’lı turisti ürkütmek, inanılmaz doğa tahribatıyla turizme görüntü ve kaynak zararı vermek ve geleceğe yönelik önlemleri almadaki gecikmelerdir.

Buna eklenecek daha pek çok ihmal ve sorumsuzluklar da var tabii. Örneğin Bolu yangını nedeniyle tüm ülkede değiştirilmesi istenen işletmelerdeki kapılar gibi… Bu yüzden küçük işletmeler perişan… 15 Mayıs’a kadar milyonlarca lira harcayıp kapıları değiştirmeyenlerin ruhsatları iptal edilecekmiş. Ayrıca tatil bölgelerimizle ormanlarımızdaki ve doğal güzelliklere sahip yerlerimizdeki çirkin yapılaşmaya, milli parklarımızın bile parçalanmasına, milletin denizle kucaklaşmasını engelleyen girişimlere Turizm Bakanlığı kayıtsız ve seyirci kalıyor. Çevreyle turizm bir bütündür. Çevreyi şehircilik bakanlığına bağlarsanız, turizmi de tehlikeye düşürürsünüz. Betonla yeşilin savaşını, yıllardır beton kazanıyor. O nedenle çevreyi şehircilikten alıp, Turizm Bakanlığı’na bağlamalıyız.

Şimdi (Bunu nasıl önerirsin? Turizm Bakanı doğal güzelliklerimizi ona buna daha rahat dağıtmaz mı? Kendisine yaptığı tahsislere yenilerini eklemez mi?) dediğinizi duyar gibiyim. Bu ayrı bir konu. İşin temelindeki doğruluğu söylemek farklı, bakanın tutumunu eleştirmek farklı şeyler. Bu bakan iyi şeyler de yaptı. Örneğin ülke çapındaki il festivalleri gibi, tüm olumsuz siyasi gelişmelere rağmen turizmi yere düşürmemesi gibi… Ama turizme büyük zararlar veren siyasi tutum ve gelişmelerle çevre katliamlarına seyirci ve sessiz kalması, istikrarlı bir turizm politikası oluşturamaması, yetişmiş personel sorununa çare bulamaması, bakanlıkla otel krallığını birlikte yürütmesi bakanın karnesindeki kötü notlardır.

Sezon açılışı yaklaştığı için, turizm yazılarımıza ve eleştirilerimize çözüm yollarını da önererek devam edeceğiz.