Toplumsal mutabakat nasıl ölçülecek ?

Türkiye siyasetinde bazı metinler vardır; okunmaz, “geçilir.” Bazıları vardır; okunur ama anlaşılmaz. Kimileri de vardır ki, hem okunur hem de insanı huzursuz eder. Çünkü çok sayıda kuşku ve sorular taşır içinde…. İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hazırlanan, “Terörsüz Türkiye”yi amaçlayan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” raporu tam da bu üçüncü kategoriye giriyor.

Biraz ironiye kaçacağım ama mazur görün: Bu ülkede “kardeşlik” kelimesi ne zaman bir raporun başlığına girse, ya çok kavga edilmiş ya da “kavga kapıda” anlamına gelir.

Raporun güçlü tarafını teslim edelim. Metin, meseleyi yalnızca güvenlik parantezine hapsetmiyor. Silah bırakma sürecini hukuki zemine oturtma, demokratikleşme adımlarıyla destekleme ve bölgesel kalkınmayla tahkim etme yaklaşımı… Kağıt üzerinde tutarlı bir stratejik çerçeve var. Silahın devreden çıkması, hukukun devreye girmesi ve ekonominin nefes aldırması… Üçlü sacayağı fena kurgulanmamış. Ama mesele şu: Türkiye’de en iyi yazılan metinler, en az uygulanan metinlerdir. Bu topraklar iyi rapor mezarlığıdır.

Rapor, PKK’nın feshi ve silah bırakması için mekanizma öneriyor. Bu önemli. Fakat şeffaflık ve toplumsal denetim meselesi muğlak bırakılmış. Devlet aklı güçlü, ama sivil denetim refleksi zayıf. “İzleme” var; ama kim izleyecek, nasıl raporlayacak, kamuoyu nasıl bilecek? İşte orası sisli… Çünkü, sürecin denetim ve şeffaflık boyutu net değil. Demokratik reformlar takvime bağlanmamış…Toplumsal mutabakatın nasıl ölçüleceği belirsiz…

Buna rağmen, “Cumhur ittifakı” ve DEM Parti durumdan memnun… Ancak CHP açısından rapor iki yüzlü bir madalya gibi… Bir yüzünde demokratikleşme başlıkları var… AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ile hukuk devleti vurgusu gibi… Bunlar CHP’nin yıllardır savunduğu ilkelerle örtüşüyor. Burada pozitif bir zemin olduğu doğru… Ancak diğer yüzünde, süreç yönetiminin “yürütme ağırlıklı” tasarlanma endişesi duruyor. Eğer demokratikleşme başlıkları retorikte kalır, güvenlikçi refleks pratiğe egemen olursa, CHP açısından bu süreç siyasi bir mayın tarlasına dönüşebilir. CHP’nin burada yapması gereken şey net: Ne romantik bir iyimserlik, ne de refleksif bir retçilik. İlkesel destek, kurumsal denetim talebi ve anayasal netlik ısrarı. Muhalefet olmak “hayır” demek değildir; ama “evet” derken şerh düşmeyi de bilmektir.

Rapor doğrudan anayasa değişikliği önermiyor. Ama satır araları önemli. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik katılım kanallarının genişletilmesi ve bazı hukuki statü düzenlemeleri… Dolayısıyla, eğer süreç bir anayasa revizyonuna evrilirse o zaman sorun çok farklı bir boyut kazanabilir. Çünkü mesele sadece bir “Kürt sorunu” ya da “silah bırakmak”tan çıkar, Türkiye’nin idari yapısı, kuvvetler ayrımı dengesi ve temel haklar rejimi tartışmaya açılır.

Sonuç olarak; bu metin bir kapı aralıyor ama o kapıdan demokrasi mi girer, yoksa yeni bir merkeziyetçilik mi çıkar, onu belirleyecek olan zihniyet ve siyasi iradedir.