Son sabun ustası: Ali Murat Karşın

“Biz kaynamalı sabun üretimi yapıyoruz. Sabun kaynadıkça içindeki fazla maddeler suya karışır; bu nedenle kaynamalı sabun her zaman daha kaliteli olur. Üretimde odun ateşi kullanırız.’’

Ayvalık’ın tarihi kent sokaklarında yürümek, çoğu zaman bir yerden bir yere gitmek değildir. Asıl önemli olan, atılan her adımda geçmişin izlerini takip edebilmektir. Tescilli binaları süsleyen sarımsak taş duvarların arasından süzülen Ayvalık’ın meşhur meltem rüzgârı, size sadece serinlik değil, aynı zamanda bir hatırayı da alır getirir. Tam o anda, nereden geldiği belli olmayan bir koku yayılır etrafa…

İşte o koku tanıdıktır ama adı hemen konulamaz. Burnunuz, hınzırca o kokunun peşine düşer; çocukluğunuza, evin en sıcak köşesine, unutulduğunu sandığınız anılara doğru… Belli bir yaşın üstünde olanlar hatırlar, annemiz çocukluğumuzda bizi leğene oturtur, bir elinde maşrapa diğer elinde bir kalıp sabun saçından başlar suyu dökmeye, saçları köpürtmeye.

Eğer biraz huysuzluk yaparsanız ya da “Su sıcak!” diye itiraz ederseniz, kafanıza o meşhur kalıp sabunu yerdiniz. Şaka bir yana, gerçekten can acıtırdı. Sonrasında ise paşa paşa, uslu bir çocuk olarak banyo macerasını tamamlardık.

Kalıp sabunun kokusu

Bizim yaşlardaki çocukların kafasına kalıp sabun yemeyeni yoktur diye düşünüyorum. İşte Ayvalık sokaklarında yürürken, o el yapımı kalıp sabunun kokusudur, burnunuza ulaşan genzinizin ta derinliklerine kadar giden o kafanıza yediğiniz kalıp sabunun kokusudur.

Bazı kokular vardır; sizi bir anda geçmişe götürür. Zeytinyağı sabununun o kendine özgü, temiz ve yalın kokusu da böyledir. Sadece bir temizlik malzemesi değil, aynı zamanda bir emeğin, bir kültürün ve bir kentin hafızasının taşıyıcısıdır.

İşte! Yüzyılın sonlarına doğru Ayvalık’ta 28 sabunhane faaliyet gösteriyor; üretilen sabun Avrupa’ya ihraç ediliyor. Tonlarca sabun üretiliyor kentte, sahil boyunca uzanıyor sabun fabrikaları, onlarca usta, yardımcı, damgacısı ayrı, paketleyeni ayrı yüzlerce insana iş kapısı.

Yılda 350 ton üretim

Bu fabrikalardan birinde, Murat Sabunculuk’ta yılda 350 tona kadar sabun üretiliyor; ekip gece gündüz çalışarak siparişleri yetiştirmeye uğraşıyordu. Sabun yapmak, dışarıdan bakıldığında basit bir üretim süreci gibi görünebilir. Oysa içine girildiğinde sabır, ölçü ve ustalık isteyen incelikli bir zanaat olduğu anlaşılır.

Her şey büyük bir kazanda kaynayan yağla başlar. Bir yanda odun külü sıcak suyla buluşur; dibe çöken külün üzerinden alınan berrak su, sabunun kaderini belirleyecek karışıma dönüşür. Ardından kostik eklenir ve süreç ustanın elinde şekillenir. Ben de sanki yüz yıl öncesinin sabun yapımını anlatan bir belgeseli izler gibi, son sabun ustası Ali Murat Karşın’ı dinledim. O anlattıkça ben geçmişe gittim. Anacığımın, elindeki sabun kalıbıyla saçımı köpürtmeye çalıştığı o yıllar, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçip gitti…

Ölçüler şaşmaz

Sonrası sabır işidir. Saatler süren karıştırma, yavaş yavaş değişen kıvam… Kremsi bir dokuya ulaşan karışıma eklenen bir miktar tuz, işin inceliğini tamamlar. Dileyenler hoş kokularla zenginleştirir sabunu; ama aslında en kalıcı koku, emeğin kendisidir. Kalıplara dökülen, kesilen ve günlerce kurumaya bırakılan sabunlar, sonunda doğallığıyla hayatımıza karışır.

Bu hikâye sadece sabunun hikâyesi değildir. Aynı zamanda bir kentin, Ayvalık’ın da hikâyesidir.

Karşın, Ayvalık doğumlu

Sabun işine 8 yaşında çırak olarak başlayan Ali Murat Karşın, yaz aylarında durmaksızın sabun üretiminde çalışmış. Eğitimini tamamladıktan sonra, babasının yaşı ilerleyince işi yavaş yavaş kendisine devrettiğini belirten Murat Usta, kaynamalı sabun üretimini şöyle anlatıyor:

“Biz kaynamalı sabun üretimi yapıyoruz. Sabun kaynadıkça içindeki fazla maddeler suya karışır; bu nedenle kaynamalı sabun her zaman daha kaliteli olur. Üretimde odun ateşi kullanırız. Kazanımızda yaklaşık 2.5–3 tonluk bir karışım kaynar. İlk olarak 1963 yılında daha küçük bir kazanla başladık, 1984 yılında ise daha büyük ve yüksek kapasiteli bir ocak kurduk.”

Ailenin lakabı ‘Ekonomi’

Ailesinin mübadele döneminde Girit’ten Ayvalık’a geldiğini hatırlatan Murat Usta, dedelerinin önce farklı işlerde çalıştığını, askerlik sonrası toptancılıkla uğraşmaya başladığını söylüyor. Ailesinin, zamanla sabun ve zeytinyağı işinin önem kazanmasıyla bu alana yöneldiğini ifade eden Ali Murat Karşın, “Hem zahirecilik hem de zeytin ve sabun ticareti yapmışlar. ‘Ekonomi’ lakabıyla anılan dedelerimizin izinden giderek bu işi sürdürdük. Babam da işletmeyi açtığında bana ithafen ‘Murat Sabunları’ adını vermiş. 1970’li yıllarda Ayvalık’ta 28 sabunhane vardı ve buradan Türkiye’nin birçok yerine sabun gönderiliyordu. O dönemlerde yılda yaklaşık 350 ton üretim yapılırken, günümüzde bu rakam 20–30 ton seviyelerine kadar düştü. Sıvı sabun ve şampuan kullanımının yaygınlaşmasıyla geleneksel sabun üretimi büyük ölçüde azaldı. Üretim sürecinde önce zeytinyağını kazana alırız. Ardından kostik çözeltisi eklenerek sabunlaştırma işlemi başlar. Bu karışım yaklaşık üç gün kaynar. Daha sonra dinlendirilir ve karıştırılarak hamurun bütünleşmesi sağlanır. İstenirse esans eklenebilir, ancak biz tamamen doğal üretim yapıyoruz” diye anlatıyor.

İşler el gücüyle yapılıyor

O yıllarda makineler yokken tüm karıştırma işlemlerinin kürekle, el gücüyle yapıldığını, hazırlanan sabun hamurunun teknelere dökülerek kurumaya bırakıldığını anlatan Murat Usta, ardından mastar çekilerek aynı kalınlığın elde edildiğini söylüyor. Daha sonra sabunun düzgün kesilmesi için işaretlendiğini ve ip yardımıyla kesim yapıldığını anlatan Murat Usta, düşünceli bir bakışla o yılları şöyle hatırlıyor:

‘Doğal sabun kullanın’

“Eskiden bu kesim işleri için ekipler olur, sabunhaneleri dolaşarak çalışırlardı. Kesim sırasında ustalık çok önemlidir; küçük bir hata sabunun yamuk kesilmesine neden olabilir. Kesim sonrası sabunlar kontrol edilir ve kurumaya bırakılır. Sabunun yüzeyinin bozulmaması için ustalar özel ayakkabılar giyerdi. Ayvalık’taki sabunhaneler genellikle deniz kenarında kurulurdu. Bunun sebebi, meltem rüzgârlarının sabunun daha hızlı ve kaliteli kurumasını sağlamasıydı. Üretim sürecinde her ustanın ayrı görevi vardı. Ustabaşı kesimi ve kaliteyi kontrol eder, damgacılar sabunlara damga basar ve paketleme işlemini yapardı. Eskiden sabunlar kanaviçe torbalara konur, bu sayede taşınırken de kurumaya devam ederdi. Günümüzde ise naylon ambalaj kullanılmaktadır. Son aşamada sabunlar paketlenir. Üzerlerinde marka adı, üretici bilgisi ve Türk Standartları’na uygunluk bilgileri yer alır. Bu sabunlar tamamen doğaldır. İnsanlara da doğal sabun kullanmalarını tavsiye ederim. Çünkü bu meslekler yavaş yavaş yok oluyor. Ben Ali Murat Karşın… Ayvalık’ın son sabun ustalarından biriyim.”

Yerleşim kimliği kazanır

Bugün Ege’nin en karakteristik yerleşimlerinden biri olan Ayvalık’ın geçmişi, sanıldığı kadar eski ve kesintisiz değildir. Uzun yıllar korsan tehdidi altında kalan bu kıyılar, ancak 18. yüzyılda gerçek anlamda bir yerleşim kimliği kazanmaya başlar. Osmanlı arşivlerinde adına ancak bu dönemlerde rastlanır. Küçük, mütevazı bir kıyı kasabasıdır başlangıçta.

Ne değişir peki?

Tarih sahnesine büyük olaylar çıkar. 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile birlikte Osmanlı’nın ticaret dengeleri sarsılır, yeni kapılar aralanır. Özellikle liman kentleri, uluslararası ticaretin etkisiyle hızla dönüşmeye başlar. Ayvalık da bu dönüşümün tam ortasında yer alır.

Kısa sürede büyür

Yüzyıla gelindiğinde Ayvalık, İzmir’den sonra Batı Anadolu’nun en önemli ticaret ve üretim merkezlerinden biri haline gelir. Bu yükselişte pek çok etken vardır: Avrupa ile kurulan ticari bağlar, deniz ulaşımının sağladığı avantajlar, verimli topraklar… Ama belki de en belirleyici unsur, zeytindir.

Zeytin, bu coğrafyada sadece bir tarım ürünü değildir; bir yaşam biçimidir. Ayvalık’ı çevreleyen zeytinlikler, kentin ekonomik damarını oluşturur. Midilli’den gelen nüfusun katkılarıyla zeytinyağı ve sabun üretimi büyük bir ivme kazanır. Fabrikalar kurulur, sabunhaneler çoğalır, ticaret ağı genişler.

Sabun, bir kentin kaderi

Bugün elimizi uzatıp aldığımız o sade sabun kalıbı, aslında yüzyılların birikimini taşır. İçinde denizin tuzu, toprağın bereketi ve insan emeğinin izleri vardır. Belki de bu yüzden, her sabun parçası biraz geçmiş kokar.

Ve bazı kokular, gerçekten hiç unutulmaz.

Kafanıza o meşhur

kalıp sabunu yerdiniz

Çocuklar için banyolar kullanılmazdı. O yıllarda çocuklar üşümesin, hasta olmasın diye, anneler sobayı yakar, odanın içi iyice ısınınca banyo faslı başlardı. Belli bir yaşın üstünde olanlar çok iyi hatırlar, annemiz çocukluğumuzda bizi leğene oturtur, bir elinde maşrapa diğer elinde bir kalıp sabun saçından başlar suyu dökmeye, saçları köpürtmeye. Eğer biraz huysuzluk yaparsanız ya da “Su sıcak!” diye itiraz ederseniz, kafanıza o meşhur kalıp sabunu yerdiniz. Şaka bir yana, gerçekten insanın canını acıtırdı. Sonrasında ise paşa paşa, uslu uslu banyo macerasını tamamlardık. Banyo macerası tamamlandıktan sonra, odanın içi mis gibi zeytinyağlı el yapımı sabundan yayılan kokuyla dolardı. O koku odadan günlerce çıkmazdı.

Kaynakça:

Bir Kentin Kimliği:

Ayvalık Zeytinyağı ve Sabun Fabrikaları

Dr. Berrin Akın Akbüber